Kıbrıslı Rum Köşe Yazarlarından 28.05.19



Politis gazetesinden, Yorgos Kafkalias’ın 28.05.19 tarihli “Mesaj” başlıklı yazısı

Seçimler geçmişte kaldı. Ama seçim sonuçlarının verdiği mesajlar ortada. Görmek isteyenlere tabi. Tekrar tekrar üzerinde konuşulmuş olan seçime gösterilen ilgisizlik ve bunun neden bu kadar yüksek bir oranda olduğu konusuna değinmeyeceğim. Laf aramızda bunun ne anlamı var ne de önemi. Özel olarak üstünde durmak istediğim konu iki büyük parti için seçimlerin ertesi günüdür. DİSİ ve AKEL sahip oldukları ikişer koltuğu korumuş olmakla birlikte hiçbirinin sonuçtan memnun olmasını gerektirecek bir nedeni de yok. DİSİ’dekiler 2004’ten sonra ilk kez partinin oy oranının iyimserlik oranı yüzde otuzun altına düştüğünü gördüler. Bu sonucun kendiliğinden parti idaresini düşündürmesi gerekir. Lukas Furlas’ın aldığı tercih oranı, bu adayın partiye özlü bir katkı yaptığını gösteriyor diyebilirim. Lukas Furlas’ın aldığı tercih oyları onu öneren Averof Neofitu’nun haklı olduğunu ortaya koydu. Çoğunluğun “Lukas Furlas’ın Avrupa Parlamenteri seçilmesi parti liderliğine bir mesajdır” şeklindeki değerlendirmesi, üzerinde kafa yormadan benimsenecek bir görüş değildir diye düşünüyorum. Zira Lukas Furlas’ın DİSİ’nin aday listesine girmesi partinin liderinin şahsi seçimidir. DİSİ Başkanı Furlas’ı önerirken, bu seçimiyle, seçmenden ne almak istediğini çok iyi biliyordu ve bunu en yüksek derecede başardı. Lukas Furlas daha insan merkezci, daha sosyal bir profile sahip ve duyarlılıkları yüksek olan bir insan. Kıbrıs halkı bu özellikleri gördü hakkını verdi. Yurttaşların DİSİ’ye gönderdiği gerçek mesaj şudur ki, DİSİ halka göstermek istediği gerçek imajını belirlemelidir; seçim kampanyası sırasında ortaya koyduğu bulanıklık mı yoksa bu imajı netleştirmeye çalışıp yeni kararlar almak mı?

AKEL’in yapması gereken de bunun benzeridir. AKEL önümüzdeki yıllarda daha sağlam bir zemin kurmak ve halkın desteğini kazanmak istiyor mu sorusu üzerinde ciddiyetle durmalıdır. Niyazi Kızılyürek Sola değerli oylar getirdi. Ancak parti önümüzdeki dönemde yaklaşık bir yıldır askıda bekleyen gerçek değişimlere ağırlık vermeli. Buna paralel olarak parti kongresini hazırlamalı. Toplumdan kaynaklanan yeni değerlere ve simalara dayalı bir yenilenme ve güven ruhuyla.

İki parti ancak bu şekilde toplumun bu seçim vasıtasıyla verdiği mesajları aldığını ve bundan sonraki yıllarda topluma faydalı olmak için çalışmak istediğini kanıtlayabilir. Üstünkörülükle değil, hele, acele adımlarla hiç değil. Gerçek olan şudur ki, partiler seçim mesajlarını apatiyle karşılayacak olursa ve yapması gerekeni ağırdan alırsa önümüzdeki seçimlerde halkın ilgisizliğinin daha da büyük olacağından kuşkum yoktur.


Politis gazetesi, 27.05.19, Luis İgumenidis’in “İki toplumlu iki bölgeli federasyon hâlâ en üstün değer…” başlıklı yazısı:

Bu satırları yazarken ben, oy, seçime katılımsızlık oranı ve aday tercihlerinin sayımı devam ediyor. Aynı sıralarda her iki toplumda da yurttaşlar hem heyecan hem endişeyle, seçimlerden sonra Kıbrıs ve Kıbrıslılar için önceliklerin ve hedeflerin neler olacağını tartışıyor. Bu seçimlerin de sonucu malumdur, Avrupa’nın geleceğiyse küçük ve bölünmüş ülkemizin geleceğine pek az bağlıdır. Ama buna rağmen bundan sonra neler olacağına ilişkin endişelerimiz gitgide artıyor zira AB’nde egemen olan güçler bizi AB üyesi bir ülke olarak Türkiye’nin tehditlerinden ve hareketlerinden ne koruyabiliyor ne de korumak istiyorlar. Bu güçler ne de ülkemizin yarısını fırsatçıların ve yozlaşmışların elinde yutulacak lokma olarak gören, tekrar tekrar yaptıkları yanlışlardan ve bayağılıklarından koruyabilirler. Yarın yine aynı paydada olacağız. Erdoğan Kıbrıs halkının ve bölge halklarının zararına yine faaliyetlerini ve tehditlerini sürdürecek, Kıbrıslı Türkler yine Kıbrıslı Rumların kibirliliğinden bıkmış ve tiksinmiş halde Ankara’nın planlarına boyun eğecek, biz Kıbrıslı Rumlarsa bizi yönetenlerin ve bizleri acımasız neoliberazmin önemsiz hizmetkârları olarak görenlerin  ilgisiz bakışları altında taksimin hayata geçirilişinin tamamlandığına tanıklık edeceğiz. Aynı anda da siyasi güçler seçime ilgisiz kalanların bakışları altında seçimde elde ettikleri kazançla ziyanı hesaplıyor olacak. 

Evet, Avrupa güçlü Kuzey ülkelerinin önceliklerine dair politikalar belirlerken, biz burada yükselen nihai taksim tehdidini yaşayacağız. Mustafa Akıncı federasyona ilişkin her türlü düşünceyi gömmek konusunda ısrarlı olan Ankara’nın temsilcileri tarafından bertaraf edilmeye başlandı bile. Amerika-İsrail çıkarlarının hizmetkârı Anastasiadis - DİSİ Hükümeti ise yeni iki devlet veya konfederasyon politikasını uygulamaya başlamak için bahaneler arıyor. Durum böyleyken “umut aranıyor” demekten başka çare görmeyen iki toplumlu iki bölgeli federasyonun sıcak yanlısı dürüst insanlarımız gözlerini güvenle, iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümüne ve halkın birleşmesine istikrarla bağlı kalmaya devam eden AKEL’e çeviriyor.

Belki de tek çare her iki toplumda da halkın radikal insiyatifler üstlenmesidir. Günümüzün riskli verilerini tersine çevirecek ve ülkemizi birleştirecek olan iki toplumlu iki bölgeli federasyon için umudu yeniden yeşertebilecek insiyatifler. Her iki toplumda da en güvenilir siyasi gücü teşkil eden AKEL’in siyasi önerisi kuşkusuz ki, ülkemizi yeniden birleştirecek çözüm yoludur.

Cumhurbaşkanı Anastasiadis BMGS’nin himayesinde müzakerelere yeniden başlanması için gerekli olan referans koşullarının oluşturulması konusunda tepkici davranmaya devam ettiği takdirde, iki toplumlu iki bölgeli federasyon yanlısı tüm örgüt, parti ve yurttaşlar diyakronik olarak üstünde yakınlaşmaya varılmış noktaları, Guteres çerçevesinin 6 noktasını, toplumların siyasi eşitliğini ve federal hükümetin tüm iktidar kurumlarında sonuç verici katılımını, yabancıların garantörlüğünün kaldırılmasını ve yabancı askerlerin adadan uzaklaştırılmasını içeren referans koşullarını, BMGS’nden kendisinin belirlemesini talep edelim. Bu referans koşullarıyla BMGS iki lideri süresi belli müzakereye çağırsın ve buna paralel olarak Kran Montana’da yaptığı gibi uluslararası toplantı kararlaştırsın.
Kanımca bu önerim, hem iki toplumun, iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümünü savunan halkında hem uluslararası toplumda ve tüm barış, demokrasi ve değişim güçlerinde yankı bulabilir ve bizi birlikteliğin, dostluğun ve işbirliğinin Kıbrıs’ına ve halklarının çıkarlarını koruyan bir Avrupa’ya ama aynı zamanda da bir adalet ve eşitlik dünyasına taşıyabilir.

Politis gazetesi bakış açısını yansıtan imzasız köşe yazısı: Dimitris Hristofyas ve frenlerimiz…

Kıbrıs Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın sağlık durumunun kötüleşmesi Kıbrıs halkının büyük çoğunluğunu duygulandırdı. Sadece küçücük bir azınlık –ki bu sosyal medyada her zaman var olmaya devam edecek- alçak düzeyli içgüdülerini ifade etmek için bunu bir fırsat olarak kullandı. Dahası eski Cumhurbaşkanının şahsına ve izlediği politikaya yönelik kabul edilemez yayınlar yaparak olayı politikleştirmeye dahi cesaret etti.

Kıbrıslı Yurttaşların büyük çoğunluğu bu kez sağlıklı reflekslere sahip olduğunu kanıtladı. Dimitris Hristofyas’ın yaşadıklarına tepkisiz kalmadı, duygularını ve sempatisini ortaya koydu. Şimdi de eski Cumhurbaşkanının vermekte olduğu en zor hayatta kalma mücadelesinin sonucunu kusursuz bir tavırla bekliyor.
Çünkü yaşamda kalma ve sağlık mücadelesi, gelecekte bizi bekleyen her şeye karşı ne kadar güçsüz ve küçük olduğumuzu gördüğümüz takdirde, bir numaralı siyasi değerdir.
Cumhurbaşkanı Anastasiadis’ten tutun da hemen hemen tüm siyasi liderler Lefkoşa Genel hastanesinden geçti ve siyasi arenada genellikle unuttukları öteki kişiliğini, insani yanını gösterdi. Zira siyasi arenada ortaya koyulan kişilik her zaman kişiyi ortadan kaldırır ve onu insan olmaktan çıkarır. Siyasi zıtlıklar asla ortadan kalkmayacak ve kalmamalı. Ancak şu anda Dimitris Hristofyas’ın yaşadığı ender bir durumdur çünkü hepimiz davranış biçimimizde el freni çektik. Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ziyareti sonrasında hastaneden çıkarken “Hakikatin karşısında ne kadar küçük olduğumuzu fark ediyoruz” şeklinde bir cümle kurdu. Ve hepimizi yere basmaya çağırdı. Bu cümle yaşam ve yaşamın acıları karşısında daha felsefi bir tavır takınmamız ihtiyacının altını çizdi.

Hepimiz gerek insan gerek yurttaş olarak, bugüne kadar, zor anlardan geçtik, geçmeye de devam edeceğiz. Yerine mantığı ve hassasiyeti koyarak bastırılmış duygularımızı püskürtmeyi öğrenmemiz gerekir. Bunu başarmak suretiyle ağır adımlarla da olsa en sonunda siyasi varlıklar olarak olgunlaşabiliriz.


Haravgi gazetesi, 21 Mayıs Salı, Eleni Konstandinu’nun yazısı. Başlık: Sarhoş toplum

Aşırı alkol tüketimi sonucunda komaya giren 13 yaşındaki kız çocuğunun gündeme taşıdığı konu sosyal içerikli ciddi sorulara yol açıyor. Bu olaydan kısa bir süre önce bir doğum günü partisinde aniden yere düşüp ölen Panayotis olayına tanık olmuştuk. Kanında ciddi alkol oranı tespit edilmişti.

Kabul etmek istemesek de reşit olmayan çocuk yaştaki gençlerimizin alkol tüketimi sıradan bir olay değil ciddi boyutlara varan önemli bir sorun olarak çıkıyor karşımıza. Mesele bugün ortaya çıkmış bir mesele değil. Daha önce de yapılmış olan araştırmaların sonuçları Kıbrıslı kız ve erkek öğrencilerin alkol tüketimi konusunda ne yazık ki sağlam içkici olduğunu ortaya koymuştu.

Şimdi ise Avrupa Uyuşturucu ve Alkol Tüketimini İzleme Merkezi ESPAD’a göre orta okul ve lise öğrencilerinin alkol tüketiminde Kıbrıs’ın Avrupa ülkeleri ortalamasının ilk sıralarında yer aldığını gösteriyor. ESPAD’ın son raporuna göre 48 ülke arasında 3. Sırada yer alıyor.
Avrupa Alkol ve Uyuşturucu Kullanımı Araştırma Programı vasıtasıyla ESPAD, Kıbrıslı ortaokul ve lise öğrencilerinin cevaplarından çıkan sonuca göre, Kıbrıslı öğrencilerin alkol tüketiminin yüzde 68 oranında olduğu tespiti yaptı. Araştırma son 30 günü kapsıyordu ve Kıbrıs’taki vakalarda alkol tüketimi nedeniyle ciddi ve ağır vakalar da yer alıyordu.
Ancak durum gösteriyor ki toplumumuz bir kez daha, mesela öğrencilerin alkole erişebilirliği ve tüketimi gibi çok boyutlu bir konuyu halının altına saklamaya niyetliyiz.
Şurası bir gerçek ki, öğrencilerin alkole erişim ve tüketiminin önünü kesecek alınması gereken belirli önlemler var. Mevcut yasalara göre 17 yaş altındaki gençlerin alkol satın alabilmesi yasak ve bu arada bu yaşı 18’e çıkaran bir düzenlemenin yapılması konusu da gündemde. Ama bu tek başına önleyici olmuyor. Çünkü bu tür durumlarda yasalar kendiliğinden yeterli olmuyor.
Zira yasaların hem uygulanması şart hem de gerekli denetimin de yapılması gerekiyor. Kiosklerin öğrencilere denetimsiz bir şekilde alkol sattığına da evlerde yapılan öğrenci partilerinde alkol ikram yapıldığını da hepimiz tanığız.
Hatta yapılan ilgili bir satış yoklaması araştırmasında alkol almak için kiosklere yapılan başvuran gençlerden sadece birinden kimlik göstermesi istendi.
Buna paralel olarak önemli bir sorun da öğrenci partilerinde sınırsız içki ve yemek ikramı yapılması. Bu tür partilerden sonra pek çok genç aşırı alkol tüketimi nedeniyle hastanelerin ilk yardım hizmetlerine başvuruyor.

Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:36

Son Haberler

28 Temmuz
basın özetleri 28.07.21
14:01
Anastasiadis: Yunanistan ve Kıbrıs, sıkı birlik koşulları altında faaliyet gösteriyor
13:37
Devlet'den döngüsel ekonomi benimseycek şirketlere 30 milyon avro
13:36
Palmas: İngilizlerin tutumu ve yönetimi şaşırtıcı değil
13:35
Güvenlik Konseyi üyeleri Kıbrıs sorununun çözümünün temeline net bir şekilde atıfta bulunulmasını talep etti.
13:34
Cumhurbaşkanı Anastasiadis, Türkiye için olumlu gündemi veto etme olasılığını açık bıraktı
13:31
Yunanistan'da dün 8 can kaybı ve 3 bin 593 vaka kaydedildi.
08:16
Kıbrıs Yunanistan ve Ürdün üçlü zirvesi bugün gerçekleşiyor
08:15
Anastasiadis ve Mitsotakis dün bir araya geldi
08:14
Dün 6 can kaybı ve 791 yeni vaka kaydedildi
08:13
27 Temmuz
Basın Özetleri 27.07.2021
15:22
Hükümet Sözcüsü: Lefkoşa, Maraş konusunda Brüksel'den müdahale bekliyor
13:31
Tüm haberler

Video on Demand