Kıbrıslı Rum Köşe Yazarlarından 14.05.19

Alithia gazetesinde Pambos Haralambus’un, 12 Mayıs günü (2019) yayınlanan yazısı.

“Erdoğan bildiğinden nasıl şaşar?”...

“Kıbrıs Cumhuriyetine sözlü destek beyanı olumlu yönde bir gelişme sayılabilir. Ama kendiliğinden, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyetine karşı tahrikkâr tutumunu ve Kıbrıs’ın sahip olduğu haklarını daimi biçimde tartışmasını püskürtemez”. EDEK olsun,/ herkes olsun,/ koltuğunda, ofisinde, klavye başında oturarak polemik yapanlar olsun/ aynı şeyi söylüyor:/ “Tahrik edici bir Türkiye’yi püskürtmek için fiilen önlemler almak gerekiyor”muş. Herkes Türk tahriklerini göğüslemeye hazır ve nazır/ ama soğukkanlılıkla. Halbuki diğer ülkelerin bizim için soğukkanlılığını yitirmesini bekliyoruz/ ve Kıbrıs Cumhuriyetini sadece sözlü beyanlarla savunmakla yetinmemelelerini istiyoruz. Sözlü beyanlar iyidir, hoştur ama Erdoğan öyle teorik destekten ya da sözle ifade edilen zihniyetlerle filan, bildiğinden şaşacak değil.

Erdoğan’ı sözlü beyanlarla frenlemenin mümkün olmadığı ve Türkiye’nin Kıbrıs’ın aleyhindeki taleplerinin sınırlanmayacağı bir gerçek. Ama uluslararası toplumun,/ partnerlerimiz, dostlarımız, dost geçinenlerimizin tek yaptığının, sözlü beyanlarda bulunmakla sınırlı kalmak olmadığı da başka bir gerçek. Türk saldırganlığını püskürtmenin yolunu da gösteriyorlar bize. Ama biz bunu ya anlamıyoruz ya da anlamak istemiyoruz.

Sızlanıp Güvenlik Konseyini şikâyet edeceğimize “Kıbrıs sorununun gerek tüm Kıbrıslıların gerekse de bölgenin çıkarları ve güvenliği bakımından büyük öneme haiz acil çözüm gerekliliğine vurgu yaptığı için” ona minnettar olmalıydık.
İşte oturup çocuklar gibi sızlanacağımıza yapılması gereken şey: Dostlarımıza bize verdikleri destekleri ve doğru önerileri için teşekkür edelim ve Nikos Rolandis’in/ –öngörüleri defalarca doğrulanmış bir politikacı-/ geçen Perşembe günü bir radyo programına müdahalesinde de söylediği gibi elimizdeki yolu kullanalım. Yani birkaç aylığına Münhasır Ekonomik Bölgesindeki her türlü faaliyeti dondurup 3-4 ay içinde Kıbrıs sorununu çözelim.
Kaldı ki gerek eski Dışişleri Bakanı Yannis Kasulidis gerekse de yetkililerden en yetkili olanı müzakerecilerin Müzakerecisi Andreas Mavroyannis de aynı şeyi söylediler defalarca: Eğer Kran Montana’da görüşmelerin kalındığı yerden başlama noktasına dönebilirsek Kıbrıs sorununu çözmek için geriye kalan ayrıntıların tamamlanması üç aydan fazla bir zaman almaz.
İşte Türkiye’nin saldırganlığını püskürtmenin yolu da budur, fiili önlemleri de.

Yorgos Kakkuris, Politis gazetesi dün, 13 Mayıs’ta yayınlandı. Başlık “Tatlı gonnaram…”
Yunan dilinde bir deyim vardır. Politikacıların seçmene yedirmeye çalıştığı, kolay yutulur ama özü olmayan beyin gıdası için kullanılır. “Saman yedirmek” derler. Hatta deyim, içinde Kıbrıs’ın milli hayvanının da yer aldığı hayvancılık türüne gönderme yapıyor gördüğünüz gibi. “Bizi hayvan yerine koymak” diyebilir miyiz buna bilemem. Ama milli hayvanımız olan eşek hiç de aptal bir hayvan olmadığı için, hem Kıbrıs Rum lehçesinde hem de Kıbrıs Türk lehçesinde bu deyime cevap veren bir ortak deyim türemiştir: “Gonnara yemeyik” deriz Kıbrıs’ta.
Cumhurbaşkanı Anastasiadis geçen hafta Türkiye’ye karşı uluslararası alanda baskı yapılması ve yaptırımlar uygulanması konusunu gündemin ortasına yerleştirdi. Hatta yurtdışında yaşayan Kıbrıslılar camiasına ait önemli bir faktörün ödüllendirilmesi töreninde konuşurken Cumhurbaşkanı “Türkiye’ye öyle yaptırımlar uygulanmalı ve baskılar yapılmalı ki Erdoğan Uluslararası Hukukun Kuranda yazılan Hukuk olmadığını anlasın” ifadesini kullandı.

Kıbrıs’ın basını, medya araçları, hepimiz, zokayı yuttuk ve yazılıp çizilenlerle öylesine bir ortam oluştu ki sanırsın Anastasiadis Romanya’ya, Türkiye’ye karşı direk yaptırım uygulatmak için gidiyor. BM’in de, büyük ülkelerin de, Avrupa Birliği’nin de Türkiye’ye baskı yapmasının zamanı gelmişti! Cumhurbaşkanı da söylemişti zaten!

Cumhurbaşkanı daha ilk andan itibaren Romanya’daki zirvenin gayrı resmi olduğunu ve orada kararlar alınmayacağını netleştirebilirdi. Ama “gonnara tatlıdır. Bırakalım basın güzel güzel gonnara satsın” oldu.

Zirve günü geldi çattı… ve ardından Cumhurbaşkanı Avrupa Halk Partisi ülke liderleri toplantısında yaptığı konuşmada “bu tehditlere, sonuç vermeyen alışılmış destek mesajlarının ötesinde bir tutum takınarak kolektif tepki göstermenin zamanı gelmiştir” dedi. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk’un zirvede verdiği Kıbrıs’a destek mesajı -her ne kadar gayrı resmi zirve toplantısı çerçevesinde kararlar alınmadığı için bu şartlar altında güçlü ve iyi bir mesaj idiyse de- alışılmış bir mesaj olmanın ötesine geçemiyormuş meğer. Belki de beklentiler yaratılmamış olsaydı eğer, nesnel açıdan bakıldığında iyi sayılabilecek bu sonuç, hayal kırıcı olmayabilirdi diye düşünüyorum.

Zirveden sonra Cumhurbaşkanına AB’nden ne istediğini sordular. Cumhurbaşkanı da “ne istemiş olabileceğini bugünden söyledim” gibi ne anlama geldiği belli olmayan bir cümle kurdu ve “önemli olan noktanın, konunun/ ya Avrupa Konseyi 28 Mayıs olağanüstü toplantısında ya da Haziran ayında yapılacak olağan toplantıda ele alınacak olması olduğunu” söyledi.
Ardından diplomatik yetkililer ister on ister off the record olsun, toplantıdan zaten yaptırım çıkmasının beklenmediğini söylemeye başladılar. Hatta “yaptırım derken illâ ki Türkiye’ye karşı yaptırımlardan da söz etmiyormuşuz” meğer. Yaptırım uygulamasından kast edilen Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesindeki yasadışı faaliyetlerle ilgisi olan şahıslara ya da şirketlere yönelik de olabilir”miş. Bunları söylemekle de çok iyi ediyorlar tabi. Ama Cumhurbaşkanı seçim propagandası yapmak istediği zaman belki de ona biraz yol yordam göstermemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Aksi halde “gonnaranın gabukları” elimizde kalacak. 


Politis gazetesi, Mihalis Theodoru, 10 Mayıs 2019
ISRARLI KATİLLER
Cumhurbaşkanı Anastasiadis 4 Mayıs gecesi DİSİ’nin kongresinde takındığı tavırla, daha bir gün önce Filipin ve Nepal Büyükelçiliklerinden, bir yurttaşı tarafından öldürülen Nepalli ve Filipinli kadınlara karşı işlenen cinayetler nedeniyle özür dileme girişimin önemini kavramadığını ortaya koyuyordu. Bu özür AB üyesi bir ülkenin Cumhurbaşkanından dünyanın en yoksul ülkelerinin diplomatik heyetine sunulmuştu ve ertesi gün aslında geri alındı. Zira Cumhurbaşkanının iki dudağı arasından “yabancı kadınların söz konusu olmasına rağmen biz özür diledik” sözleri döküldü. Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu önkoşul seri katilin cinayet işlerkenki muhakemesiyle örtüşüyor. Bu yurttaşımızın bugüne kadarki cinayetlerini işlerken hangi güdülerle hareket ettiğini bilmiyoruz. Varsın veb sitelerinde ve sosyal medyada katilin motivasyonlarına ilişkin kesin görüşler boy boy yer alsın her gün. Ama kurbanlarını toplumun umursamayacağı kişilerden seçtiğini kesinlikle varsayabiliriz.
Öncelikle yabancıydılar ve kimse onları aramayacaktı. Ve fail bu konuda emin olduktan sonra harekete geçiyordu. Polisin kurumsal ırkçılığında bulduğu Nikos Metaksas bu kesinliği Cumhurbaşkanının özür dilerkenki şartı ile çakışıyor. Cinayetlerin, lideri olduğu toplumun ürünü olması tartışmasını yapmayı reddeden Sayın Anastasiadis cinayetleri şu ana kadar 5 kadının, iki çocuğun ve çok güvendiği bir bakanının istifasına mal olan bir psikopatın yok edici faaliyetlerinin ürünü olarak açıkladı. Ve bu şekilde Alithia gazetesinin “seri katilin 8. kurbanı Adalet bakanı” diyen adeta küfür niteliğindeki başlığı atması noktasına geldik.
Cumhurbaşkanı Anastasiadis ve eski Adalet Bakanı İonas Nikolau, yurttaşlarının, yönettikleri ülkede meydana gelen felaket hakkında onlara sorumluluk yüklemesi karşısında şaşırıp kalırken bu cinayetlerin işlenmesine izin vermiş olan toplumsal koşulları düşünmekle yükümlüdürler. 1991’de ülkemize yabancı çalışanları kabul etme politikasının uygulamaya girmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Kanaatime göre artık bu insanların ülkemiz maaşları temelinde değil de kendi ülkelerinde mevcut olan maaş sistemi üzerinden belirlendiğini düşünmemizin zamanı geldi de geçti bile. Günümüz Kıbrıs’ın 309 avroluk maaşlar kabul edilebilir midir? Ülkemizde sendikal hakları olmayan ev çalışanları olmasına tahammül gösterilmesi kabul edilebilir midir? Bu kadınlar daha yüksek maaş talep etme hakkına sahip olmaksızın konut ve yiyecek ikmalinden vazgeçmeleri ve kendi evlerine çıkmaları halinde maaşlarının aslında sadece 309 avro olmadığı gerekçesini çökertiyor.
Bu soruların cevaplarını yabancı çalışanların Kıbrıs’taki yaşam koşullarında aramaktan vazgeçip liderlerimizin yaşam koşullarını bir hayal edelim. Kaçı elerinde 309 yuroluk maaşla yabancı ev yardımcısı çalıştırıyor? Cumhurbaşkanının evlerinde kaç tane yabancı çalışan var? Ya bakanların? Milletvekillerinin? Aralarından hangileri bu statükonun değişmesini arzuluyor acaba? Cevap verirken de bu kurbanlar arasında hayat arkadaşı veya çocuklarımızın da yer aldığını hayal edelim. Ayda 309 avro karşılığında, herhangi bir iş ilişkileri dairesine şikayet hakkına olanak tanımayan Göçmenler Dairesi tarafından düzenlenen kontratlarla çalışmak zorunda kalsalardı bir gün, kendimizi nasıl hissederdik? Yani evlerimizde çalışan 12.442 yabancı ev çalışanının durumunda olsalardı?

Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:36

Son Haberler

20 Eylül
Kıbrıslı Rum gazetecilerden makaleler 20.09.21
14:08
Avgorou'da ölümlü kaza: 30 yaşındaki Panayotis Evangelou hayatını kaybetti
13:51
Atina Erdoğan'ın Mitsotakis ile bir araya geleceği yönündeki açıklamasını yalanladı
13:50
Stefanou: New York'ta yapılacak üçlü toplantı için beklentilerin yüksek değil
13:49
basın özetleri 20.09.21
13:20
Dün 94 yeni vaka kaydedildi
10:18
Dün Baf kazasında çıkan yangın sekiz kilometrekarelik bir alanı yaktı
10:18
Anastasiadis Amerikan-Yahudi Komisyonu İcra Direktörü David Harris'i Kutsal Ayin Düzeni Komutanı Nişanı ile ödüllendirdi
10:17
Anastasiadis Cuma günü Birleşmiş Milletler'in 76. Genel Kurulu'na hitap edecek
10:16
19 Eylül
Amerikan saldırısında "kazara" öldürülen Afgan sivillerin akrabaları, Washington'un özrünün yetersiz olduğunu söyledi.
15:17
Protaras’ta bir turistin tasarrufunda 33 gram hint keneviri tespit edildi.
15:15
EDEK’te yeni başkanının seçileceği kongreyle ilgili parti içindeki görüş ayrılıkları devam ediyor.
15:15
Tüm haberler

Video on Demand