12.02.19 kıbrıslı rum köşe yazarlarından


Maria Frangu, Haravgi, 06.02.19

Geldi, gördü ve gitti. Ceyn Hol Lut’tan söz ediyoruz… Adaya ziyaretinin son iki gününde yaptığı görüşmelerden de anlaşılacağı gibi referans şartlarında ortam hâlâ bulanık. Bu konuda anlaşmaya varma ihtimaliyse son derece zayıf. Bunun tek bir yorumu var: Müzakere sürecinin yeniden başlamasının tarihi biraz daha ileriye atılıyor.
Anlayacağınız bir gecikmeden bir gecikmeye gidiyoruz. Bu arada da zaman geçiyor, mesafe büyüyor ve aradaki anlaşmazlıklar da gitgide daha da büyük boyutlar ediniyor. Marj gitgide daralıyor. Birlikte yaşamış olan K/Rum ve K/Türk kuşaklar azalıyor, barikatlar tek temas ve anlaşma noktasını/ ve heyecanla yeniden birleşmiş bir Kıbrıs düşünü kuran insanların buluşma yolunu oluşturuyor.
Dediğim gibi, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği özel danışmanı iki lideri gördü. Pazar günü de, Pazartesi günü de gördü. Dışarıya verilen bilgiler yok denecek denli azdı. Cumhurbaşkanı zannediyor ki, “2017 Temmuz’unda kaldığı yerden diyaloğa bugün bile devam etmeye hazır olduğu konusunda bizi temin etmesi yeterli. Halbuki hazır olduğunu 2017’nin Temmuz ayından bu yanadır duyuyoruz. Ama Cumhurbaşkanı bu niyetini kanıtlamak için/ ne yaptığını/ bir türlü açıklamıyor.

Sayın Lut’un Kıbrıs Rum lideriyle görüşmesinin/ o kadar uzun sürmesinin/ dikkatleri üzerine çekmesi de ayrı. Özel danışmanın Kıbrıs Türk lideriyle bir saat süren görüşmesinin aksine/ Nikos Anastasiadis ile görüşmesi nerdeyse 3 saat sürdü.
Bu ne anlama geliyor dersiniz? Mustafa Akıncı Lut’a “çözüme hayır. Müzakere yapmam” dedi de ondan mı bu kadar sürdü acaba?/ Yoksa açıkça iki toplumlu iki bölgeli federasyona bağlılığını mı dile getirdi?
Peki Sayın Nikos Anastasiadis’le görüşmesi neden bu kadar uzun sürdü? Yoksa Bayan Lut tarafımızın samimi niyetleri konusunda ikna olmuyor da Anastasiadis onu ikna etmek için yırtınıyor muydu? Yoksa Bayan Lut tarafımıza baskı yaptığı için mi? Baskı yapması ne için? Türkiye’nin masaya koyduğu her şeyi kabul etmemiz için mi dersiniz?
Yoksa BM zamanı kemirmeye mi çalışıyor? Özellikle bu BM Genel Sekreteri Kıbrıs sorunu konusunda iyicene özlü konulara girmişken bundan daha temelsiz iddia mı olur? Güçlü bir diplomat olarak Antonio Guterez Kıbrıs sorununa yama değil gerçek çözüm istediğini kanıtladı. Evvelsi sene Kran Montana’da da Kıbrıs sorununun çözülmesine katkı yapma konusunda kararlılığını fiilen ortaya koymuştu.
Neden o zaman Birleşmiş Milletlerin bu seferki çabasından da çıkan ürün sepeti yine küçük? Niye liderlerden biriyle azıcık zaman yeterliyken, diğeriyle zaman yetersiz kalıyor? Akıncı iki kesimli iki toplumlu federal çözüme bağlılığını yeniden bildirdi ve bu olay da onu Ankara’yla karşı karşıya getiriyor. Bizim lider üzerinde anlaşmaya varılmış olan noktalara bağlı olduğu konusunda ikna edici olabiliyor mu? Bu soruya cevap vermek zor doğrusu. Anastasiadis eğer üzerinde anlaşmaya varılmış olan noktalara bağlıysa ve gerçekten müzakerelere 2017 yazında kalındığı yerden devam etmeye hazır olduğu konusunda samimiyse bunu kanıtlamalı. Bu süreç, sadece karşı tarafta Mustafa Akıncı olduğu sürece ilerleyebilecek. Akıncı başka Özersay başka tarafa bakıyor diyen de/ Nikos Anastasiadis’in ta kendisi. Ki Özersay’ı Kıbrıslı Türklerin liderliğine hazırladıklarını biliyoruz. Neden o zaman tarafımız, şimdiki Türk lideri yönetimdeyken sorunu çözmeye çalışmıyor?

Pambos Haralambus’un “ismen” adlı köşesindeki “Tsipras’ın ziyareti ve mesajları” başlıklı makale, 6 Şubat 2019


Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras’ın dünden itibaren gerçekleştirmekte olduğu Türkiye ziyareti öncesinde,/ ulusal meselelerde Yunanistan Hükümetinin resmi yayın organı olarak görev yapan Atina Haber Ajansı, Yunan Başbakanının Türkiye’ye taşıyacağı mesajları vermişti. Atina Haber Ajansına göre Yunanistan Türkiye’ye, “Kıbrıs sorununun çözümü konusunda tek çare, Kıbrıs’ın BM kararları ve Avrupa Birliği müktesebatı temelinde yeniden birleşmesidir” mesajını verecek, adil ve kalıcı bir çözümün sadece garantilerin kalkması ve adadan işgal askerlerinin ayrılmasıyla mümkün olabileceğinin altını çizecekti. Bu çerçevede, Dışişleri Bakanlıkları düzeyinde ön hazırlık temaslarının tartışılması konusu ele alınacak, Enerji alanındaki işbirliğinin/ bölgenin tamamı için sahip olduğu önem ve Uluslararası Hukuka ve Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarına saygı gösterilmesi ihtiyacı vurgulanacaktı.

Aleksis Tsipras’ın Ankara’ya giderken Türkiye Cumhurbaşkanına vermek üzere beraberine aldığı mesajlar bunlardı ve gördüğünüz gibi Kıbrıs’ı doğrudan ilgilendiriyor. Yani Kıbrıs sorunu ve enerji konusu. Anadolu Ajansı da, aynı haberi, çok az küçük değişikliklerle pekâlâ Türkiye Cumhurbaşkanının Aleksis Tsipras’a vereceği mesajlar olarak yayınlayabilirdi. Demek istiyorum ki, Kıbrıs sorununun BM kararları temelinde çözülmesi şiirine/ Türkler siyasi eşitlik zeminini ekleyecek ve Ankara –bu noktada Akıncı değil sadece Ankara- üzerinde anlaşmaya varılacak herhangi bir çözüm sözlerini de ekleyecekti. Enerji meselesine ilişkin olarak ise, onlar da, denizaltı zenginliklerinin bölüşümünün Uluslararası Hukuka saygı temelinde yapılmasını talep edecekti.

Sadece bir tarafın dediklerini dinleyip öteki tarafın söylediklerine kulaklarını kapamakla insan sadece dinlediği tarafı haklı bulur. Her iki tarafı da dinleme gücü ve iradesine sahip olan kişi ise iki tarafın da öne sürdüğü prensiplerin mantıklı olduğunu, ortak kabul edilebilir hukukun bulunması için müzakere yapmak gerektiğini ve her iki tarafta da siyasi irade mevcut olduğu takdirde aradaki anlaşmazlıkların hatta -her ülkenin Münhasır Ekonomik Bölgesinin belirlenmesi için öteki tarafla anlaşmaya varmak gerektiğini anlamadığımız- Münhasır Ekonomik Bölgesi konusunun dahi çözülebileceğini anlayabilecek durumdadır. Ne bir tarafı ne de öteki tarafı dinlemeyenlerinse kafası rahat. Bana sorarsanız yakın zamanda hepimizin başı rahat edecek.


Yorgos Kakuris, Politis, 7 Şubat 2019

Mustafa Akıncı kuliste hem kendisi söylüyor hem de danışmanlarına ayrıca söyletiyor. Kıbrıs Rum Lideri Anastasiadis ile yapacağı görüşmede ondan desantralize federasyon önerisinin içeriğini öğrenmek isteyecekmiş.

Anastasiadis’in önerisi şu ana kadar açıklandığı biçimiyle illa ki kötü değil. Yeter ki ülkenin tüm alanlarda birliğini garanti altına alıyor olsun. Bu konuda çok şey söylendi yazıldı, bir kez daha analiz etmenin gereği yok.
Ama Cumhurbaşkanının şu ana kadar merkezi hükümetin hangi yetkilerinin desantralize olup, federe devletlerin yetkisi altına girebileceğine ilişkin bir şey söylememiş olduğunu hatırlatmak da ne haksızlık olur ne de abartılı. Hatta bu soru kendisine sorulduğunda Cumhurbaşkanı suları bulanıklaştırmayı tercih etti ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere karşı olan zehirli fobilerini güçlendirmeyi ve böylelikle de öteki toplumu öfkelendirmeyi başardı.

Neden? Çünkü Cumhurbaşkanı, merkezi devletin her kararında/ Kıbrıs Τürk tarafının, en azından bir olumlu oyuna ihtiyaç olması talebi karşılandığı takdirde/ hangi noktalarda işlevsellik sorunları yaratılabileceğine dair korkular taşıdığı sorulduğunda, mantıklı cevaplar verebilirdi. O ise sadece bir değil birkaç kez, mesela Kıbrıslı Türk bakanların, doğal olarak, East Medin kurulması lehine değil Türkiye’nin çıkarlarının lehine karar vermeyi tercih edeceklerini ima etmişti.
Belki de artık Cumhurbaşkanının görüşlerini netleştirmesinin ve belirleştirmesinin zamanı geldi de geçiyor. Özellikle şimdi;
- Çünkü şimdi uluslararası toplum, AB ve büyük K/Rum ve K/Türk partileri iki devlet ve konfederasyon fikrine tepki gösteriyor…
- Şimdi, UNFICYP’in adadaki görev süresinin uzatıldığına ilişkin belgeden, statükonun sona ermeye doğru gittiği açıkça belli oluyor…
- Müzakerelerde kozumuzu güçlendirecek daha güçlü kartlar henüz bulunamadı…
- AB Komisyonu ve AB’deki partnerlerimiz pasaport balonunun daha da büyümesine izin vermeyeceklerini gösterdi.

Şimdi oluşmuş olan durum, iki liderin iç meselelerde anlaşmaya varıp, Türkiye’nin bir adım önüne geçerek onu güvenlik ve garantiler konularında sorumluluklarıyla karşı karşıya getirmesi için bir fırsattır.
Yeter ki, bir zamanlar iki lider arasında mevcut olan güven ilişkileriyle ilgili olarak çok geç kalınmış olmasın. Ve yeter ki, uzak bir çözüm ihtimali durumunda, çözüme onay vermesi gerekecek olan seçmenleri,/ izlediği taktik, tarz ve tavır değişiklikleri nedeniyle Cumhurbaşkanının güvenirliği konusunda fikir değiştirmiş olmasın.

Hristalla Hacidimitriu, tarih 9 Şubat 2019, gazete Filelefteros…

GRECO adaya geldi, gördü ve gitti. Bize yapmamız gerekenleri bırakarak. Kocaman çocuklar olduk, üniversitelerde okuduk. İffetli ve çürümemiş bir devlet olduğumuzu, tarafsız bir yargı sistemine sahip olduğumuzu söylemesi için müfettişlere ihtiyacımız yoktu kanımca. Ama yabancı bilirkişilerin görüşlerine başvurmak huyumuzdur. Eğitim, ekonomi, yerel yönetim konularında olsun, atık idaresi kamu yönetimindeki reformlar için olsun. Gerçi sonunda bilirkişileri pek kâale aldığımız da olmaz ya… Muhtemelen biz uygarlık seviyesine eriştiğimizde, onların hâlâ mağaralarda yaşayıp ağaçlardan meşe palamudu topladığına inandığımız içindir. Bu yüzden de GRECO daha önce de yapmamız gerekenler konusunda bize 16 talimatta bulunduysa da biz sadece iki tanesini önemsedik ama onları bile tam olarak yerine getirmemişiz.
GRECO yargıçlara disiplin kurulu cezası uygulaması getirilmesini önerdi. Olacak iş mi? Kim verecek bu cezaları? Ekonomik kriz zirvedeyken herkesten, fedakârlık yapması istendiğinde dahi, yargıçlar maaşlarına katiyen dokunulmasına izin vermemişti. Güya maaşlarına kesinti yapıldı mı nesnelliklerini koruyamaz duruma düşebilirlermiş. Ama bu yargıçların suçu değildi tabi. Her yanı sorunlu olan ama değişmek de istemeyen genel bir sistemin sadece bir parçasını oluşturuyor yargı sistemi. Sanmayın ki, Kıbrıs toplumunun yolsuzluklara karşı bağışıklığa sahip olduğunu sanıyoruz. Toplumumuzun/ dibine kadar yozlaşmaya battığını biliyoruz. Ama birbirimizi idare ediyoruz işte.
Yabancı kurumlar durumumuzu yakından görmeye geldiği her seferinde gayet iyi öğrencilermişiz gibi davranıyoruz. Bize her söyleneni anlıyoruz, her dediklerine katıldığımızı belirtiyoruz, yan yana durup ortak açıklamalar yapıyor ve durumları düzeltmek için takvimler, çerçeveler belirlediğimizi ilan ediyoruz. Onlar arkalarından kapıyı kapatıp adadan ayrılınca da, aldığımız notları yırtıp bildiğimizi yapmaya devam ediyoruz. TROYKA’yla da aynı şeyi yapmıştık. Talimatlarını itaatkârca dinledik. Her şeyi değiştirip sağlıklı bir toplumun ve uzun vadede güçlü bir ekonominin temellerini atacaktık. Ama sonunda bir katakulliyle, pasaport satışlarına başladık. Yüksek yüksek kuleler diktik. Önemli olan ayakta kalmayı başarmaktı bizim için. Başka da bir şeyin önemi yoktu. Geçici olarak sorunların altından kalkmış gibi olmak, yeterliydi bizim için. İşte şimdi de GRECO bize kurumların tarafsızlığını sağlama almak için ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Biz yine anlayışla başımızı sallıyoruz, beynimizin arka tarafında bulunan şeyse “sen öyle zannet” tümcesi. Bütün başrol oyuncuları yerinde kalmaya devam ederken durumun değişmesi nasıl sağlanabilir ki? Hastalıklı durumları yaratan insanlar mı kuracak şimdi dürüst ve rüşvetsiz bir sistemi? Piromanların yangın söndürdüğü nerde görülmüş ki? Gözetim altına alınmış bir devlet olarak ancak, o da belki, değişmeyi başarabiliriz.

Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:35

Son Haberler

28 Temmuz
basın özetleri 28.07.21
14:01
Anastasiadis: Yunanistan ve Kıbrıs, sıkı birlik koşulları altında faaliyet gösteriyor
13:37
Devlet'den döngüsel ekonomi benimseycek şirketlere 30 milyon avro
13:36
Palmas: İngilizlerin tutumu ve yönetimi şaşırtıcı değil
13:35
Güvenlik Konseyi üyeleri Kıbrıs sorununun çözümünün temeline net bir şekilde atıfta bulunulmasını talep etti.
13:34
Cumhurbaşkanı Anastasiadis, Türkiye için olumlu gündemi veto etme olasılığını açık bıraktı
13:31
Yunanistan'da dün 8 can kaybı ve 3 bin 593 vaka kaydedildi.
08:16
Kıbrıs Yunanistan ve Ürdün üçlü zirvesi bugün gerçekleşiyor
08:15
Anastasiadis ve Mitsotakis dün bir araya geldi
08:14
Dün 6 can kaybı ve 791 yeni vaka kaydedildi
08:13
27 Temmuz
Basın Özetleri 27.07.2021
15:22
Hükümet Sözcüsü: Lefkoşa, Maraş konusunda Brüksel'den müdahale bekliyor
13:31
Tüm haberler

Video on Demand