17.12.2018 Kıbrıslı Rum Köşe Yazarlarından

Politis, «Bakış açısına sahip yurttaş” sütunu, gazetenin görüşü - imzasız, 5 Aralık 2018

“Sayın Özersay kimi ya da neyi temsil ediyor?”

Kıbrıslı Türklerin sözde Dışişleri Bakanı Kudret Özersay dün, “Kıbrıslı Türkler siyasi eşitliğe sahip olmadığı takdirde Kıbrıs sorununun çözüm olasılığı yoktur” görüşünü ifade etti. Bu görüşe karşı çıkmak mümkün değil elbette. Ama bu arada Kıbrıslı Rumların eşit derecedeki kırmızı çizgisinin garantiler konusuyla ilgili olduğunu da Kıbrıslı Türk politikacıya hatırlatmak lazım. Yani 1960 garantiler anlaşması lağvedilmeden Kıbrıslı Rumların herhangi bir çözüme onay vermesinin bir manası yoktur.
Tabi Kıbrıs Türk siyasetinde Ankara’nın temsilcisi gibi hareket eden Sayın Özersay Mustafa Akıncı’ya ve iki toplumlu iki bölgeli bir çözüme inanan herkese meydan okuyarak bu konudaki düşüncesini bir adım daha ilerletti. Sayın Özersay Kıbrıs sorununa nihai bir çözüm bulunmadan da iki tarafın işbirliğinin geliştirilmesi için daha farklı yolların da olduğunu söyledi. Ve tabi ki bu şekilde yan yana var olmak mantığı daha da köklenecek, gelişecek olaylar mevcut durumu daha da pekiştirecek. Yani Türk yatırımları artacak, taşıma nüfusun sayısı yükselecek ve birkaç yıl içinde işgal altındaki Kıbrıs’ta Anadolu’dan getirtilen nüfusun oyları belirleyici rol oynayacak. İşte o zaman Sayın Özersay da oluşan yeni durumda onun da yeri olmadığını fark edecek. Sayın Özersay’ın mevcut koşullar altında statükonun Kıbrıs için en iyi çözüm olduğuna karar veren fikir arkadaşları da öyle. Umud ediyoruz ki, henüz vakit varken, bir an önce Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türkler ülkenin yeniden birleşmesi için mücadele eden güçlerin etrafında birleşsin ve bu gayeyi gerçekleştirsin.
Ve diliyoruz ki iki lider, Nikos Anastasiadis ile Mustafa Akıncı, önümüzdeki haftalarda kendilerinde müzakere masasına oturacak cesareti bulur ve bizi yeni bir federal senteze ulaştıracak güvenilir bir süreç başlatırlar. Önümüzde başka bir perspektifin var olduğunu sanmıyoruz.



Hrisantos Manoli, 15 Aralık, Politis gazetesi,15 Aralık 2018 
Kran Montana’da müzakereler, o şekilde, çıkmaza girdiğinde Cumhurbaşkanı müzakereleri tırmandırmakla ve referandumlarla uğraşmaktansa “rahat rahat” cumhurbaşkanlığı seçimleriyle uğraşmayı tercih etmekle suçlanıyordu. İşte o dönemde pek çok eş dostun -hatta aralarında AKELli olan arkadaşlar da vardı- Andros Kiprianu’yu ve AKEL’i/ müzakere sürecinde/ Nikos Anastasiadis’e güvenip destek verdiği için suçladığına tanık oluyordum sık sık. Ne az ne çok şu görüşler öne çıkıyordu: Andros Kiprianu Anastasiadis’in oyununa geldi, kapana kısıldı, aldatıldı… diğer bir deyişle Anastasiadis tarafından enayi yerine kondu. Anastasiadis en önemli konu olan Kıbrıs sorunu müzakereleri konusunda, AKEL’in desteğiyle, elindeki zamanı kemirdi, yeniden Cumhurbaşkanlığına aday olma zamanı geldiğindeyse dönüş yaparak Mont Pelerin ve Kran Montana’daki büyük fısratı değerlendirmek istemedi, AKEL’i ve Andros’u yüzüstü bırakarak, Kıbrıs sorunu konusunda iki uçtan birini temsil etmek ve çözüm olsun da ne olursa olsun mantalitesinde olmakla suçlanmasına neden oldu.
Özellikle parti üyeleri ya da oy verenlerinin son çözüm arayışında Anastasiadis’e sağladığı değerli destek için AKEL liderliğine karşı yapığı eleştirilerin benimsemedim asla.
Nerden nereye, koşulların gerektirdiği yükseklikte duramayan ve iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümünü kendine sancak yaparak seçimleri iki kez kazanıp sonra yön değiştiren, bir Cumhurbaşkanının sahip olması gereken güvenirliğe sahip olmayan birisi değil de, Kıbrıs sorunu konusundaki görüş ve ilkelerde istikrarlı duran, müzakerelerin ilerlemesi uğruna acımasız siyasi rakibini bile destekleyebilen siyasi güç bedel ödemeliydi? Bu nedenledir ki, AKEL’in müzakerelere ve dolayısıyla da Kıbrıs Rum müzakerecisine desteği siyasi bedel değil olsa olsa siyasi ödül hak eder, diye düşünüyordum. Şimdi de öyle düşünüyorum. Çünkü Andros Kiprianu ve AKEL’in, bugün, yeni tur müzakerelere hararetle girişeceği konusunda artık ikna edici olmayan bir müzakereciye destek vermenin neden olacağı siyasi bedelden bu kez kaçınmak kaygısıyla hareket ettiğine inanıyorum. Sayın Kiprianu’ya kendisinin defalarca söylemiş olduğu bir sözü hatırlatırım: Sayın Anastasiadis’in şahsını değil iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümünü destekliyoruz. Bu prizmadan bakıldığında sürecin AKEL’e ihtiyacı var. Hakim ya da gözlemci sıfatıyla değil sürecin içinde yer alan aktif bir üyesi olarak. Bu da Tumazos Çelepis’in/ müzakere grubunda yer almasıyla bir ölçüde başarılabilir. Müzakereci, konumu gereği, müzakere grubu vasıtasıyla, AKEL’in müzakerenin her boyutuyla ilgili görüşlerine ve elbette ki, eğer kendine iki kez cumhurbaşkanlığını kazandıran çizgisinden gerçekten vazgeçtiyse, sert eleştirilerine de ulaşabilmelidir.



Alekos Konstandinidis, Alitia gazetesi, 12 Aralık

“Ceyn Hol Lut burda neler olup bittiğini hâlâ anlayamamış mı?”

Ceyn Hol Lut BM GS Antonio Guteres’in, bundan bir buçuk yıl önce kesilen Kıbrıs sorunu müzakerelerinin ne zaman yeniden başlayabileçeğini araştırması için özel gözlemci olarak seçtiği ve adaya gönderdiği kişidir. Bu amaçla Bayan Lut adayı iki kez ziyaret etti ve önümüzdeki günlerde yeniden gelecek. Hatta gerekirse adayı bir kez daha ziyaret edecekmiş.
Kafamı meşgul eden bir soru var: GS onu bu göreve getirdiğine göre, zeki bir insan olması gereken Bayan Lut iki kez adaya geldikten ve sorunumuzu idare edenlerle görüştükten sonra hâlâ ne olduğunu anlayamamış mı? Kimlerle işi olduğunu, daha ilk ziyaretinde anlamış olması gereken şeyi anlamamış mı? Elimden geldiğince mülâyim olmaya çalışacağım: Mevcut durum içerisinde işlerini yürütmeye alışmış liderlerimizin müzakereler sürecinin yeniden başlaması için çırpınmadıklarını anlamamış mı? Bu sonucu edinmemiş, GS’e bildirmemiş olmalı ki, GS de bundan sonra yapılması gerekenler için karar almamış. Hükümet sözcüsüne göre hedefimiz “en kısa sürede referans noktalarının belirlenmesidir ve taraflar hazır olduğunda referans noktaları üzerinde anlaşmaya varılacaktır”. Neymiş bu müzakerelerin başlamasından önce üzerinde anlaşmaya varmamız gereken noktalar? Bayan Lut referans noktalarında anlaşmamızı bekliyor mu sahiden? Müzakerelerin yeniden başlaması için gerekli olan bir tek referans noktası vardır. O da BM ve tüm diğer taraflarca üzerinde anlaşmaya varılmış olan zemin üzerinde müzakerelere başlanmasıdır. O zemin de Kıbrıs’ı birleştirme hedefli iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümüdür. Sayın Guteres’in de bunu bilmesi gerekirdi.

 

Maria Frangu, Haravgi gazetesi, 5 Aralık 2018,

“Öteki tarafın milliyetçileri”

Kıbrıslı Türklerle birbirimize benzediğimizi defalarca söyledik bugüne kadar. Güzel yanlarımız benzediği gibi çirkin yanlarımız da benziyor… Bayramlarımız, sevinçlerimiz, üzünçlerimiz, şarkılarımız, danslarımız benziyor… İkimiz de mızmızlanmayı severiz, ikimiz de huysuzuzdur… Hatta reddediciliğimiz ve milliyetçiliğimiz de benziyor birbirine. Okuyup kendiniz de görebilirsiniz. Bakın Ulusal Birlik Partisi Mustafa Akıncı için ne demiş: Meydanı Akıncı’ya bırakmayız. Somut olarak UBP Genel Başkanı “Akıncı gibilerine artık meydanı bırakmayacağız” diye tehdit etmiş. Akıncı gibilerine… Çünkü Akıncı “pisliği”, iki toplumlu iki bölgeli federal çözümü destekliyor ve bu perspektifte ısrar edip hatta Türkiye’yle boy ölçüşmekten bile çekinmiyor. Ve biliyoruz ki UBP iki devlet çözümünü savunuyor.
Kıbrıs Türk toplumunda kısır cephenin işleri iyi gidiyor. Reddedici ekol de öyle. Milli Parti de, Serdar Denktaş’ın partisi de Kıbrıslı Türk lidere sürekli çelme takıyor. Kuzeyin Türkiye’den bağımsızlaşmasına hiç de yardımcı olmayan sorunları karıştırıp karıştırıp suları bulandırma yönteminin de, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin işbirliğinin güçlenmesini engellemenin de amacı dün de müzakereler sürecine mayın yerleştirmekti bugün de öyle. Hedefi, tel örgülerin her iki tarafında da hoşa gitmeyen iradeyi, çözümü ifade eden Mustafa Akıncı’yı dün de zayıflatmaktı, bugün de öyle…
Kıbrıslı Türk milliyetçiler tek bir çözüme inanıyor. İki devlet çözümüne… Ve bu çözüm için mücadele ediyorlar. Ve gayesi halkımızı ve ülkemizi birleştirecek çözüm olduğu için de Mustafa Akıncı’ya karşı mücadele ediyorlar. Bizlerse bu tarafta Mustafa Akıncı’ya yardımcı olacağımıza ya onu es geçip taksim tutkunlarıyla görüşüyoruz ya da onu sürekli eleştiriyoruz. Mustafa Akıncı’nın ne olduğunu da bilmeden üstelik. Türkiye’nin güdümünde mi hareket ediyor yoksa kendi başına mı karar veriyor? Mustafa Akıncı izlediği politikayla Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına değil de Türkiye’nin mi çıkarlarına hizmet ediyor? Politikasıyla tarafının milliyetçi çevrelerine mi hizmet ediyor? Eğer öyleyse o zaman reddedici kanat, neden müzakereler sürecinin altını oyarak ona sürekli çelme takmaya çalışıyor?
Mustafa Akıncı masaya hoşumuza gitmeyen görüşler koyuyor ya da ifade ediyor mu? Kuşkusuz evet. O zaman müzakereye oturmayı deneyelim ve Mustafa Akıncı söylediklerinde ciddi mi değil mi bir görelim.
Birisinin iyi ya da yurtsever olması için söyledikleri herkesin kulaklarını okşamalı mıdır? Süper yurtseverlerin de, reddedici cephedekilerin de, uzlaşmacıların da herkesin de mi? Bu taraftakilerden bazıları bunu yapıyor diye, hepimiz, bizimle dalga geçilmesine alıştık da illa ki onu mu istiyoruz?
Ya UBP, meydanı Mustafa Akıncı’ya bırakmayacağız derken ne kastediyor acaba? Mustafa Akıncı’yı idareden uzaklaştıracaklarını ve Kıbrıs’a sahip olup onu Türkiye’nin bir ili haline dönüştüreceklerini mi? Bu amaçlarında onlara yardımcı mı olacağız?



Yorgos Dzivas, Politis gazetesi, 11.12.2018
Averof 4 Kıbrıslı Türk Gencin Cenazesinde
Yurttaşlarımızın kafasına girmeye, düşüncelerini anlamaya çalışıyorum. Neden görüş bildirmek için, en ufak bir olayda dahi, kendini otomatik androidler gibi ortaya atıp duruyorlar?
En son olay, bundan birkaç gün önce, DİSİ Genel Başkanı Avreof Neofitu’nun bir doğal afet sırasında Girne’de hayatını yitiren Kıbrıslı Türk gençlerin cenazesinde yer alması üzerineydi.
Demokratik Seferberlik Partisi Başkanının bu davranışına ilişkin olarak, sosyal medyada çeşitli yorumlara denk geldim. Yorumlar, yorum yapanların çözüm ya da çözümsüzlük konusundaki bakış açılarına göre değişiyordu.
Acınacak durumdayız. Canlı reflekslerimiz kalmadı. En büyük Kıbrıs Rum partisinin Genel Başkanının işgal altındaki bölgede yer alan bir cenazede hazır bulunması, Kıbrıslı yurttaşların toplamı tarafından çatışma dışı yeni bir imaj vermek için nihai bir çaba olarak algılanılacağına, bildik hayal kırıklıklarını harekete geçirdi.
Ölüm olayının bile, duygularımızın önüne geçememesi, ne hazin! Hemen partizanca tavırlarla, cürretle öne atılıveriyoruz. Ya onlarla olacaz ya diğerleriyle…!
“Savaşın sonunu sadece ölüler görecek”… Muhteşem bir sözdür. Muhtemelen Platon’un olmalı. Savaş halindeyiz… Sadece silah sesleri duyulmuyor. Onlarca yıldır süren bir ateşkes durumu bu. Bu savaşın bitmemesinin mutlak müsebbibi Türkiye.
Averof Neofitu’nun cenazede hazır bulunması tersten okunmalıydı. Hiç olmasa ölülerimizin karşısında susmayı bilelim. DİSİ Başkanının o gençlerin cenazesinde bulunması Generalleri çok mu duygulandırdı sizce? İlgisiz kalmışlar belki de ironik bir kahkaha atmışlardır. Ben onların Kıbrıslı Türklerin iyiliği için orda olduklarına asla inanmayacağım zaten.
Hiç olmazsa biz, yani karşı taraftakiler, doğal afetlerden dolayı ya da insan davranışına bağlı olmayan ölüm olayları gibi bu tür trajik olaylar karşısında biraz daha kontrollü olalım. Ölümün hiçbir siyasi etkisi olmayan, kendine has bir eşitlik anlayışı vardır. Ölüler savaşın sonunu gördü. Geride kalan bizlerin vay haline…!


Yorgos Kaskanis, Alfa veb sitesi, Alpha Κıbrıs televizyonu haber dairesi müdürü, 11.12.2018

“İnsan olarak çirkinler…”

“Dünyayı güzellik kurtaracak». Bir slogandı… Atina’nın Alexandras caddesini kesen tali yollardan birinin duvarında yazılmıştı. Oldukça eskiden yazıldığı belliydi. Fırça ve boyayla yazılmıştı. Demek ki spreyler çıkmadan önce. Ne çok söyleyecek şeyleri var şu duvar filozoflarının sahi. Genellikle de aşikâr olandan çok daha fazlasını anlatan sözler. “Dünyayı güzellik kurtaracak.” Bu güzelliğin derin ve büyük bir şey olacağı kesin. Bu güzellik vitrinin arka taraflarındadır ve genellikle de görünenle hiçbir ilgisi yoktur. Zira hoşluk başka şey, güzellik başka. İkincisini görmek için net görüş lâzım. İyi niyet lâzım. Görme ve keşfetme niyeti lâzım. Eski bir duvardaki çatlaktan boy veren bir bitki güzelliktir. Varsın etkileyici bir çiçek olmasın. Tatlı bir gülümseme «top model show»ların lanse etmeye çalıştığı çarpıcı dış görünüşlerden çok daha güçlüdür. Şefkatli bir davranış ise alıcısının yüreğinde yarattığı okşayış kadar güzeldir.
Cumhurbaşkanının, devletin, sellerden zarar gören Kıbrıslı Türklere yardım edebileceğine dair açıklamasına ilişkin sosyal medyada karşıma çıkan tepkileri okurken aklıma gelen şeyler oldu bunlar. Ya da Averof Neofitu’nun boğulan gençlerin cenaze törenlerinde hazır bulunmak gibi güzel davranışı hakkında yazılanları okurken. Bu kadar mı çirkin insanlar dolaşıyor aramızda! Bir halt olduklarını, güya yanılmazı ve vatansever olanı temsil ettiklerini kanıtlama çabalarında bu kadar mı küçük yürekli, bu kadar mı paranoyak olabiliyorlar! Ne yazık ki, öyle bir dönemde yaşıyoruz ki; sosyal medya araçlarına bu kolay erişebilirlik her sosyal kara cahile ve özünde medeniyetsize, içindeki çirkinliği kolaylıkla ortaya koyma olanağını veriyor. Sonuç olarak çok sayıda çirkinlik bir araya gelerek, bir insandan nefret, aptallık, yarım akıllılık akımı yaratıyor. Ve ne yazık ki, aptallığın egemen olduğu bir dünyada her geri zekâlı, kendini toplumda popüler zannediyor.
Eğer güzellik dünyayı kurtaracaksa, çirkinliğin dünyayı yok edeceği kesin. Ve sözünü ettiğim her iki olay için de sosyal medyada yazılan bütün bu aşırı, bağnazca, paranoyakça şeylerin hepsi çirkinlikten ibaretti. Bunları yazanların hepsi çirkin insanlar, çirkin insanlar olarak da söyleyebilecekleri bir şey yok.
Dünyamızın sınırları gitgide daralıyor. Dünyamızın güzelliği, ondan nefret edenlerin çirkinliğinin tehdidi altında…

Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:34

Son Haberler

24 Haziran
Yunanistan'da şırı kalabalık olmayan dış mekanlarda koruyucu maske kullanma zorunluluğu kaldırıldı
10:11
Anastasiadis'in eksikliğinde Bakanlar Kurulu toplantısına Meclis Başkanı Annita Dimitriou başkanlık edecek
10:10
Avrupa Konseyi'nin niyeti Doğu Akdeniz'deki gerilimi azaltılmasını memnuniyetle karşılamak
10:09
Cumhurbaşkanı Anastasiadis Brüksel'de
10:08
Dün 167 yeni vaka kaydedildi
10:07
23 Haziran
Türk sahil güvenlik gemisi Kıbrıslı balıkçı teknesini taciz etti!
14:21
Sağlık Bakanlığı dün kaydedilen vakalar konusunda endişeli
14:19
Siyasi partiler hükümet değişikliklerini değerlendirdi
14:18
Kousios: Geniş kabul gören hükümetin kurulmamasından Cumhurbaşkanı sorumlu değil
14:16
çevre 23.06.21
13:32
basın özetleri 23.06.21
13:31
ABD Dış İlişkiler Senatosu ABD ile Yunanistan arasındaki savunma işbirliği tasarısını onayladı
08:25
Tüm haberler

Video on Demand