27.11. Kıbrıslı Rum Köşe Yazarlarından

Yorgos Kakuris Politis gazetesi
“Bir süreliğine herkesi kandırabilirsin, hatta bazılarını sonsuza dek kandırabilirsin, ama herkesi sonsuza dek kandıramazsın.” Bu cümleye çeşitli versiyonlarda ve çeşitli çevirilerde rastlamak mümkün. Hatta, muhtemelen yanlış ama, Abraham Lincoln’e ait olduğu söylenir, ki böylece politik bir aksiyoma ve halkı yanıltan ya da ona yalan söyleyen politikacılara karşı bir uyarıya dönüşmüştür.
Cumhurbaşkanı ve çevresi, Kran Montana’daki başarısızlıktan sonra Kıbrıs sorunu etrafında pek çok konu ve veriyi gündeme getirip bu konuda yeni tartışmalar yarattı. Türkiye’nin konuyla ilgili olarak sorumlu olduğu yönlerin dışında. -Kaldı ki bunların da sadece biz sözünü ediyoruz- Zira daha ilk andan itibaren, uluslararası faktör, alenen ve perde arkasında Türkiye’ye sorumluluk yüklemekten nazikçe kaçınıyor.
Önce Anastasiadis gevşek federasyon fikrini ortaya attı. Yayınlanan haberlere göre Anastasiadis bu konuyu Türkiye Dışişleri Bakanı’yla görüşmüştü. Cumhurbaşkanının bu önerisi Kıbrıs Rum tarafında ve Kıbrıs Türk tarafının da hâlâ iki kesimli iki toplumlu federasyon çözüm isteyen bölümü tarafından tepkilerle karşılandı. İlerici Kıbrıslı Türkler federal devlet eğer tek bir devlet olacak ve federal düzeyde siyasi eşitlik olacaksa bunu da tartışmaya hazır olduklarını açıkladı.
İşte o zaman Anastasiadis yine bir açıklamayla yeni bir tartışma konusu ortaya attı ve Kıbrıslı Türkler için, AB’nin ve Kıbrıs’ın çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarından daha önemli gördüğünden kuşku duyduğunu söyledi. Kamuoyunda siyasi eşitliğin ne olduğu tartışılmaya başlandı. Gürültü yeniden başladı. Daha birkaç gün öncesine kadar devam ediyordu.
O zaman da AKEL, bir Hükümet yetkilisinin AKEL’e nabız yoklaması yaptığını ve garantiler sorununa çözüm olarak NATO üyeliğine nasıl baktığını öğrenmeye çalıştığını açıkladı. Hükümet verdiği cevaplarla endişeleri yatıştırmak yerine konuyu havada asılı bırakmayı tercih etti, AKEL’in ve diğer partilerin NATO karşıtı hislerini incitmeye devam etti.
Bütün bunlardan sonra insan –iyi niyetle yaklaşmak istese dahi- bütün bu kargaşalara sebep olan olayların zaman kazanmak maksadıyla kasten yapılmış olabileceğini düşünmez mi? Ama durum eğer gerçekten öyleyse… (ola ki diyoruz) en azından sonsuza kadar süremez. 
Alpha Kıbrıs TV Kanalının Haber Dairesi Müdürü Yorgos Kaskanis 21/11/2018 tarihinde kanalın web sitesinde yayınladığı İki Zara Bakar başlıklı yazısı
Kıbrıs sorununda mutlak bir kafa karışıklığı hüküm sürüyor artık. Yıllar yılı konuyla uğraşan kişiler dahi verileri ve bunların açtığı perspektifleri yorumlayabilmekten acizler. Guteres çerçevesi ve Türkiye’nin ordu ve garantiler konularındaki görüşlerini açıkça ortaya koyması gerekliliği gibi noktalardan, gereksiz “gevşek federasyon” ve NATO garantilerine ve elbette ki sondaj çalışmalarıyla ilgili laf kalabalığına geçtik. En nihayetinde ne istiyoruz, neyin peşindeyiz ve tüm taraflar yeni bir müzakere süreci başlatmak konusundaki çabalarında ne kadar samimiler?
Benim kafamda durum göründüğünden çok daha net. “Taksim” Akdeniz’in dalgalarında… Karadan ve yeşil hattan çıktı, dalgaların üzerinde geziniyor aldırmaksızın. Nedir bütün bu olanlar? Sözde Kıbrıs istikrarlı bir şekilde ve uluslararası destekle enerji planlarını hayata geçiriyor. Belli ki büyük yabancı çıkarların söz konusu olduğu, lisans verilmiş olan parsellerde. Kimsenin, Kıbrıs münhasır ekonomik bölgesinin Baf ve Larnaka sahillerinden kuzeye doğru uzanan bölümlerinden söz ettiği yok ama. Tam tersine Türk yetkililer “uluslararası aktörlerin” kendilerine bu alanlarda hareket etme izni verdiğini söylüyor. Bir ara Cumhurbaşkanı da dili sürçüp “neden kendi taraflarında arama yapmıyorlar” demişti zaten. İşte önümüzdeki dönemde bu olacak. Türkiye adanın kuzey tarafında (sözde devletle yapmış olduğu anlaşmalara dayanarak Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesinde sondaj çalışmalarına başlayacak. Böyle bir durumda kim tepki gösterir sizce? Hiç kimse! Peki böyle bir hareket ne anlama gelecek? Muhtemelen Münhasır Ekonomik Bölgesinin taksimi ve onun bir uzantısı olarak da Kıbrıs’ın taksimi anlamına gelecek.
Bu son derece tehlikeli sürecin sonunda da, kâr hesabı yapanlar ve doğu Akdeniz doğal zenginliklerinin kimler tarafından ve nasıl değerlendirileceğine karar verenler büyük ülkeler ve büyük şirketler olacak. Ve bu koca oyunda ne “dostlukların” ne de “geçici ittifakların” yeri olacak.
Kıbrıs sorununu çözme olasılığının ortaya çıktığı her seferinde bu olasılıkları ne denli kolay harcadığımız gerçekten çok gariptir. AB üyesi olmak için uğraş verdiğimiz dönemde, üyeliğin, birleşik Avrupa’nın parçası olan bir devletin karşı karşıya olduğu riskleri azaltacağı için böyle bir gelişmenin güven duygusu yaratacağını söylüyorduk. Doğal gaz arama çalışmalarına başladığımız zaman, bunun tüm taraflar için çözüm bakımından motivasyon sağlayabileceğini söyledik. Sonuç olarak ama, her ikisi de farklı yönelimler aldı. Ve artık Kıbrıs’ın, Kıbrıs’ın bütününün, tüm halkının kaderi bizim değil, yabancı ellerin atacağı iki zara bakıyor.

Maria Frangu 21 Kasım 2018’de, Haravgi “Teşekkürler Panayotis”
Böyle bir yurttaşlarımız da varmış…. İçinden geçtiğimiz zor zamanlarda onun gibi parlak örnekler insana umut veriyor. Onların karşılık beklemeden vermeleri, altrüizmle hareket etmeleri, insanı gururla dolduruyor. Bu ülkenin ileriye gidebileceğine ve gitmesi gerektiğine dair umudu yeniden calandırıyor.
Panayotis İoannu, denizde yarışırken, aklı müsabakadaydı. Bu çabasından mümkün olan en iyi sonuçla nasıl çıkacağındaydı aklı. Ne nasıl ünlü olacağını ne bravoları ne de ödülleri düşünüyordu. Ne de kendisi madalya kazanma şansına sahip olmadığını bildiğinden, bu şansa sahip bir başka sporcuya, yelkenlisi kırıldığı için kendi yelkenlisini verirken ardından gelişecek olayları tahmin edebilirdi.
Panayotis İoannu adil oyun dediğimiz şeyi hayata geçirdi. Fair Play’i. Ve Fair Play’de, kazanabilecek sporcunun milliyetinin ne olduğunun önemi yoktur. İşte Panayotis bu davranışıyla ödül kazandı.
Yelkenlisini verdiği sporcunun Türk olması bu ödülü daha da önemli kılıyor. Panayotis’in bu jestini daha da yükseltip fair play’de çıtayı daha da yukarıya çıkarıyor.
Panayotis günün adamı oldu. Spor ve birlik, kardeşlik tarihinde, boyutları çok büyük yeni bir sayfa açtı. O anda Panayotis bütün bunları ne düşünebilirdi ne de hedefleyebilirdi tabi, çünkü buna vakit yoktu. Kaldı ki niyeti ne öne çıkmak ne de alkışlanmaktı.
Panayotis’in başrolü oynadığı adil oyun hepimizin günlük yaşamına girebilir. Yaşamın tüm alanlarında.
İnsanların dostluğu ne politikalar ne jeopolitik çıkarlar ne siyasi kariyerler ne de şahsi çıkarlardan doğar. Dostluk insanların gündelik çabalarından, ortak yaşanmışlıklardan, ortak sevinçler ve ortak acılardan doğar.
Limasollu rahmetli Maria, Leyla Kıralp’la dost olduğu zaman, Leyla’yı kendisi göçmen olarak yaşarken ona ait evinin sefasını süren bir düşman olarak görmedi. Leyla’yla Maria’yı, ortak vatanını yitirmiş olmanın acısı, ülke insanlarının trajedisi, kendi insanlarını kaybetmiş olmanın verdiği acı birleştirmişti. Kıbrıs trajedisinin ta kendisi olan Hristalla Hristaki Derinya barikatının açılışında hazır bulunurken Leyle’yla Maria’yı birleştiren şeyi bir kez daha teyit etmiş oluyordu. Bir ülkenin tarihini insanların oluşturduğunu teyid etmiş oluyordu. Acıyı da gerçeği de yaşamış oldukları için çıkarlardan ve oportünizmden uzak insanların oluşturduğunu.
Panayotis İoannu atletizm tarihinde parlak bir sayfa yazdı. Hepimize insanlık ve altrüizm mesajları verdi. Nefret ve kinin geri döndüğü bir çağda –aslında tamamen hiç gitmemişti ama şimdi daha da güçleniyor- Panayotis, amacı bu olmadığı halde, parlak bir örnek oldu. Ruh güzelliği ve etiğiyle parlak bir örnek oldu. Ucuzluğun, ukalalığın egemen olduğu günümüzde Panayotis insanlığı ve ruh güzelliğiyle öne çıktı.
Teşekkürler Panayotis.

Kostas Zahariadis, 26 Kasım tarihli Alithia gazetesi, “partiler üstü bir grup”
Kendilerine “Partiler üstü” adını veren küçük bir yurttaşlar grubu geçen Pazar gününden başlayarak 20 Ocak’a kadar tüm barikatların kapanması talebiyle her Pazar bir barikatta eylem yapacaklarını bildirdi. 1996 Ağustos’unda İsaak İsaak ile Solomos Solomu’nun o noktada öldürülmüş olduğunu bahane ederek, barikatların açılış gününde Derinya barikatının açılışını engellemeye çalışan birkaç kişilik grupla aynı insanlar bunlar. Hatta bu olayı kullanarak barikatların açılmasını isteyen ya da o gün barikattan geçip öteki tarafa gitmek isteyen insanlara duygu sömürüsü yapmak için kullandılar. Bu çabaları sırasında, gerek eylem yerinde canlı, gerek düşüncesizce onlara mikrofon uzatmak için koşturan tv muhabirleri gerekse de sosyal medyadan her türlü küfürle nitelendirmeyi yapmaktan, tahrik etmekten de geri durmadılar.
Demokratik bir ülkede yaşama mutluluğuna sahibiz. Kendi görüşüne sahip olmak da, bu görüşü ifade etmek de, o görüş doğrultusunda protesto yapmak da herkesin doğal hakkıdır. Kimse bu haktan kuşku duymuyor.
Ama şunu da bilmelilerdir ki onların görüşüne karşı olanlar da aynı hakka sahiptir. Barikatlar konusunda onların düşündüğünün tam tersini düşünenlerin de olduğunu bilmeliler. İki toplumun birbirine yakınlaşması gerekliliğine inananların. Birleşmeye ve ortak yurdumuzun barış içindeki geleceğine inananların da olduğunu. Ve ne kadar sahte vatanseverlikler sürülse de piyasaya, hiç kimsenin onları bu haktan mahrum edemeyeceğini, mahrum etme hakkına sahip olmadığını bilmeliler.
Bu yüzden, diyorum ki, eğer bu küçük grubun niyeti her Pazar günü bir barikatta barışçıl, uygar ve barikatların olağan işleyişini ve yurttaşların karşılıklı geçişlerini engellemeksizin bir protesto yapmaksa, ortada ne mesele var ne de bir sorun.
Ama yok eğer niyetleri farklıysa, bu eylemlerin amacı ve hedefi başkaysa, yani gelip geçenlere sorun yaratmaksa veya barikatları kısa süreliğine olsa bile kapatmaksa o zaman söz devletin ilgili kurumlarındadır. Bunun olmayacağını garanti altında alacak olan onlardır.
Bunu neden söylüyorum… Geçmişte buna benzer olaylar oldu. Eylemcilerin geçişleri engellediği ve barikatların kapanmasını talep ettiği oldu. Üstelik de yetkili makamlar orda durup sadece izlemekle yetindi. Yurttaşların, turistlerin geçişinin engellenmesine göz yumdular. Hizmet ettikleri devletin siyasi kararlarının uygulanabilmesi için gerekeni yapmadılar.
İşte bu eylemler yapılırken, yetkili makamlar şunu aklından çıkarmamalıdır ki, barikatların açılması ve olağan işleyişi Kıbrıs Cumhuriyetinin resmi kararıdır ve onlar bu kararı hayata geçirmekle yükümlüdürler ve hiçbir grubun, bu kararın altını oymak ya da ortadan kaldırmaya çalışmak gibi bir hakkı yoktur.
Eylemlerine, önce Derinya barikatı için başlayan, şimdiyse tüm barikatların kapatılmasını talep eden “partiler üstü” küçücük gruba gelince; partiler üstü rolü yapmak yerine bir ELAM ürünü olduğunu kabul etse çok daha dürüst ve dobra olurdu. Ha, arkasında kimlerin olduğunu açıklamaktan utanıyorsa durum değişir tabi.

Marina Kumasta, Politis, 21 Kasım 2018
Candan gülmek…
Finlandiya’nın Helsinki kentinde sadece birkaç gün kaldım ama insanın normal bir devlette yaşamasının ne olduğunu anlamama yetti de arttı. Yurttaşlarına kelimenin tam anlamıyla destek olan bir ülkede yaşamanın ne olduğunu anladım. Örnek okullar gördüm. Sıraları, sandalyeleri olmayan okullar. Rahat koltukları, interaktif tahtaları, en küçük yaştaki öğrenciler için bile bilgisayarları olan okullar. Öğretmeyi seven öğretmenler tanıdım. Çocuklar arasında ayrımcılık yapmadan. Her çocuğu olduğu şey için, herkesi ayrı özellikleri için seven öğretmenler. Gururlu insanlar tanıdım. Ücretsiz eğitim ve sağlık sistemlerini anlattılar bana. Ama en önemlisi neşeli çocuklar gördüm. Yüzlerinde gerçek bir gülümsemeyle. Sınav ve dershane derdi olmayan çocuklar. Öncelikle karakter ve kişilik inşa eden bir okul ortamında mutlu çocuklar. Düşünmeyi öğreten, kafalarına kısır bilgiler yüklemeyi değil gerçek yaşam dersleri vermeyi hedefleyen bir okulda. Sınıf dışında ders yapmanın keyfini çıkaran çocuklar gördüm. Okullarına yakın bir parkta ders yapıyorlardı. Yanakları soğuktan kıpkırmızı olmuş ama onlar açık doğada ders yapmanın keyfindeydi. Yüzlerinde candan gülüşler. Helsinki’de birkaç gün, ülke olarak eğitimde ne kadar geride olduğumuzu anlamama yetti. Sadece eğitimde geri değiliz tabi. Öğrencilerimiz dersler, stres, aşırı beklentiler ve anne babalarının istekleri altında yükten eziliyor. Dershaneden baleye, futboldan tenise, piyano derslerinden keman derslerine, sonra da ders çalışmak, yemek yiyip, uyumak için için eve koşuyorlar. Ertesi gün hadi yeni baştan. Anlattığıma benzer bir biçimde büyüyor çocuklarımız. Ve onlar büyüdükçe, okul için, haklı olarak taşıdıkları olumsuz duygular da büyüyor. Finlandiyalı çocuklarınsa ne dershaneye koşturması gerekiyor ne de sınava. Koşturup oynuyor, gülüp eğleniyor. Ve uluslararası yarışmalarda muhteşem sonuçlar alıyorlar. Hayır, bizim çocuklarımızdan daha zeki değiller tabi. Sadece daha şanslılar. Zira tüm düşlerinin peşinden nasıl koşacaklarını öğreten, her adımlarında onlara gerekli araçları sağlayıp destekleyen bir eğitim sisteminde yaşıyorlar.

Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:34

Son Haberler

17 Haziran
basın özetleri 17.06.21
14:22
Üst düzey BM yetkilis: Aşı patentlerinin kaldırılmasına izin vermeyen ülkeler koronavirüsle mücadeleyi geciktiriyor
13:35
Orman Dairesi otuz yıldır ilk kez bu kadar güçlü rüzgarla mücadele etti
13:34
Tarım Bakanı Kadis: Yangından mümkün olan en az hasarla çıktık
13:33
Ksiliatou bölgesinde çıkan yangın kontrol altına alındı
13:32
Biden ve Putin büyükelçilerin dönüşü üzerinde anlaşmaya vardı.
09:09
Mecliste yer alan siyasi parti liderleri bir araya geliyor
09:09
Dün 68 yeni vaka kaydedildi
09:08
16 Haziran
Dışişleri Bakanı: Zirve toplantısı, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri açısından kritik derecede önemli
14:08
Hükümet Sözcüsü: Cumhurbaşkanı hükümet değişikliğine normal bir şekilde devam edecek
14:06
Cumhurbaşkanı, Kamu Hizmetiyle ilgili reform yasasının onaylanmamasından dolayı meclisi eleştirdi.
14:03
Bugün Joe Biden ve Vladimir Putin arasında Cenevre’de görüşme yapılıyor.
13:57
Tüm haberler

Video on Demand