20.10.18 Kıbrıslı Rum köşe yazarlarından

Miranda Lissandru, 12.11.2018, Politis,

Kıbrıs sorununu kim çözecek? 

Kendi kendime sorup duruyorum, bizde K/Rum ya da Türk olsun, siyasi kariyerini Kıbrıs sorunu üzerine inşa etmemiş bir politikacı var mı acaba, diye… Sorunun cevabı kesin ve net.
2010 sonbaharıydı. Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk insanının fotoğraflarından oluşacak, ortak kültürümüzü ama aynı zamanda da farklı olan yanlarımızın kabulü konusunu öne çıkarmaya çalıştığım, “Ülkemin insanları” adlı fotoğraf sergisinin, aylar süren hazırlık çalışmalarıyla uğraşıyordum. Hedefim toplumu, çözümü kabul etmeye hazırlamaya bir katkı yapmaktı.
Şanslıydım, çünkü, bu verimli dönemde etrafımda, sergiyi sevgiyle kucaklayan, serginin bütün aşamalarında yer alan, metinlerin hazırlanmasına, üç dile çevrilmesine katkı yapan dostlar vardı. Hepimiz bizi birleştiren, iki toplumu birbirine yakınlaştırabilecek güzel bir şeyle uğraştığımızı hissediyorduk.
Bir Pazar sabahı bir dostumla Lefkoşa’nın kuzey tarafında dolaşıyor, davetiyeleri dağıtıyorduk. O dönemde müzakerelerin gidişatı en iyi dönemlerinde sayılmazdı. Belki de bu yüzden sergi üzerine bu kadar gayretle çalışıyorduk. Belli ki payımıza düşen görevi sergiyle yerine getirmeye çalışıyorduk. Yolda yürürken dostum, Aristo’nun deyimiyle söyleyecek olursam o politik hayvan, dönüp dedi ki: “Şimdi çözülmese bile bundan 50 ya da 70 yıl sonra çözülmekten başka şansı olmayacak. Gelecek kuşak politikacıları günümüz politikacılarının ayağındaki prangaları taşımayacak. Toplumdaki mülkiyet, toprak ve açık yaralar gibi konular aşılmış olacak. O zaman sorunun çözülmesini engelleyecek bir şey olmayacak».
Kısa bir süre önce Profesör Nofitos Loizidis’ten Makedonya sorunu konusunda bir röportaj alırken, bu düşünceler yeniden aklıma geldi. Prespes Antlaşmasında katalizör rol oynamış olan şeyin ne olduğu hakkında konuşuyorduk. Prof. Loizidis’e göre Zaef ılımlı bir politikacı. SİRİZA ise Makedonya sorununda her zaman ılımlı politika izliyordu. Makedonya sorunu üzerine politika inşa etmiş Yeni Demokrasi ve PASOK politikacılarının daha farklı hareket etmesini engelleyen yüklerden yoksundu. Dolayısıyla, her ikisi için de bu yönde hareket etmek daha kolaydı.
Bu yüzden kendi kendime soruyorum, bizde Kıbrıslı Rum ya da Kıbrıslı Türk olsun, siyasi kariyerini Kıbrıs sorunu üzerine inşa etmemiş politikacılar var mı acaba, diye. Sorunun cevabı net ve kesin.
Ne Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in kendisi ne de bugüne kadarki çıkmazların kısır döngüsünden çıkmak maksadıyla yaptığı desantralize federasyon teklifi ikna edici geliyor bana. İkna edilmesi en kolay olan kişileri dahi ikna edemiyor. Bunun en önemli nedeni de Nikos Anastasiadis’in siyasi yaşamındaki gidiş gelişler.
İşte bu yüzden, gelecek kuşaklar, bizim prangalarımızdan kurtulmuş olacakları için, küçücük bir adanın bölünmüş olarak yaşamasının, kalkınmaya pek de katkı yapamayacağını anlayacaklar… Evet, o dostuma katılıyorum. Kaldı ki bilimsel öngörüleri kabul edecek olursak eğer, Kıbrıs o zaman bir fırına dönüşmüş olacak. Başımızda öyle bir sorun olacak ki, durumla baş etmek için neden işbirliği yapamayacağımızı anlayamıyorum. Bir ölüm kalım meselesiyle boğuşuyor olacağız. Ve o zaman, adanın bugünkü sakinleri istese de istemese de, Kıbrıs sorunu çözülecek. Ama şu farkla: O zaman bizim toplumumuza tek bir karış toprak bile geri dönmeyecek. Ne de göçmenlere adalet verilecek. K/Türkler o zaman var olacak mı olmayacak mı o da kuşku götürür. Bu yüzdendir ki şimdi akıllıca davranmak görevimiz. 

 

 

 Katerina İliadi, 13.11.18, Politis

“Adam değişmiş yahu!!!”

2013 başlarında Kıbrıs bir çöküş dönemi yaşıyordu. Kıbrıs ekonomisi dipsiz bir uçuruma yuvarlanmaktaydı… Yozlaşma, hırsızlık, işsizlik, her alanda kriz… Kıbrıs sorunuysa balçığa gömülüyordu… Durumu tersine çevirmek için hareket etmesi gerekenler, sorunların üstüne ayazma serpip bir patlama olmaması için Tanrı’ya dua ediyordu.
Nikos Anastasiadis Cumhurbaşkanlığını devralırken sağcısı solcusuyla yerliler de, batılısı doğulusuyla yabancılar da ona statesman gözüyle bakıyordu. Güvenilir, Avrupa’ya dönük, liberal, reformist, yetenekli, vizyon sahibi, ileriyi gören, istikrarlı, kendine güvenen, duyarlı ve gözütok bir lider olarak.
Altı yıl sonra Kıbrıs ayakları üzerinde, yeni yeni, durmaya başlıyor. Hiçbir alanda reform yapılmadıysa da işsizlik ve ekonomiyle ilgili rakamlar ciddi biçimde düzeldi. Ancak Nikos Anastasiadis’e, iç ve dış karar alma merkezlerinde, şimdi güvenilmez, Rusya’nın Avrupa’daki Truva atı, neo-liberal, konservatif, pek bir özel yeteneği olmayan, ülkeye dair vizyonu olmayan, ileriyi göremeyen, istikrarsız, kendine güveni olmayan, taktikçi, samimiyetsiz, duyarsız ve açgözlü olarak bakılıyor. Artık hemen hemen herkes neyin ne olduğunun farkında. Cumhurbaşkanı herkese duymak istediklerini söylüyor, çelişkili görüş ve tezler ifade ediyor, yeter ki kendi istediği olsun. Ne istediğiniyse kimse bilmiyor. Kimse onun gerçekten ne düşündüğünü, kafasında ne olduğunu bilmiyor. Kıbrıs sorunu konusunda çeşitli açılardan ortalığa korku salıyor, toplumun buna tepkilerini alıp kendi hedeflerini gerçekleştirmek için kullanıyor. Bazıları onun, bir gün tek çıkış noktası işlevsel ve kalıcı statüko olsun hedefiyle, her şeyi inanılmaz bir çıkmaza itmeye çalıştığını düşünüyor. Diğer toplum, o tarafta, sonsuza kadar Türkiye’ye mahkûm, bizse bu tarafta şeyhler gibi doğal gaz çıkarıp satmakla uğraşalım, diye. “Adam değişmiş olabilir mi yahu?” yoksa her zaman böyleydi de çok iyi iletişim uzmanlarıyla mı çalıyordu?
Hele son basın toplantısında verdiği spontane örnek bu konuda çok ifşa ediciydi. Ne demişti?: Sorarım size, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının doğal gaz boru hattının Türkiye’den geçmesi gerektiğini savunan tezlerini biliyorsunuz. EastMed boru hattı konusu, federal devletin Bakanlar Konseyine gelseydi eğer, onu destekleyecek bir tek Kıbrıslı Türk Bakan olabilir miydi?». İki Mont Peleran, bir Cenevre, bir Krans Montana ve 15 ay süren bir düşünme döneminden sonra Cumhurbaşkanı Anastasidis, ansızın, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumların istediği şeye oy vermesi gerektiğini hatırladı. Yarım asır sonra, Cumhurbaşkanı, siyasi eşitlikten ve Kıbrıslı Türklerin Federal Kıbrıs Cumhuriyetine etkin katılımından bunu anlıyormuş demek ki!

 

 

Pambos Haralambus, 16.11.2018, Alithia

“1960’tan itibaren sahte devlet fikri…” 

Dün Filelefteros gazetesi, Kıbrıs Türk sahte devletinin 1983 kuruluş ilanının yıldönümü vesilesiyle, 1964 Şubat’ında yayınlamış olduğu “şeytanca plan… Türk komplosu” başlıklı bir yazıyı yayınladı hatırlatma amaçlı olarak. Bu yazıda “Cumhuriyeti devirmek maksadıyla isyan çıkarılması konusunda Türkiye’yle tam bir işbirliği”nden söz ediliyordu. Filelefteros’a göre Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş imzalı, 14.9.1963 tarihli bu Türk belgesinde yazılan pek çok şey arasında şu da vardı: Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazık Küçük, Kıbrıs Türk toplumu tarafından Cumhurbaşkanı olarak karşılanacak ve mevcut Anayasaya uygun hükümlere dayanarak, tamamıyla Türklerden oluşan bir Hükümet kurulacaktı.”
Aradan 20 yıl geçtikten sonra, sözde devletin ilanı, o planlara gönderme yapıyormuş aslında Filelefteros’a göre. Ve bu arada Türk işgali de gerçekleşmişti.
Türklerin adayı taksim etmeyi ya da Türkiye’ye ilhakını istediğini kanıtlayan başka belgeler de var aslında. Mesela EDEK Başkanı Marinos Sizopulos, Nihat Erim’in 1956 raporunu kullanmayı çok sever. Kimileriyse 1948 yılında yapılan Türk yayınlarını. Ama, öze gelelim, sözde devletin ilanı, Türkler öyle planladığı için olmadı. Her plan yapanın planları, yapılmakla gerçekleşseydi eğer biz de Kıbrıslı Türkleri bir gece içinde yok etmiştik (bakınız Akritas Planı). Makarios’un, Cumhurbaşkanı ve 1960 devletinin başlıca koruyucusu iken, alenen ve yüksek sesle dile getirdiği, enosis’i bir güzel kurmayı başarmıştık.
Bazı Kıbrıslı Türkler Taksimi planlayarak, bazı Kıbrıslı Rumlar da Enosisi planlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti devletini yıkmayı amaçladı geçmişte. Kimisi Faneromeni Kilisesinin vaaz kürsüsünden, kimileri de bombalar ve silahlarla. Türkler taksim planlıyordu, biz de Enosis-kendi kaderimizi kendimiz tayin etmeyi. Kaderini kendi tayin etmekten kastımızsa Kıbrıslı Rumların, adada hiç Kıbrıslı Türk yokmuş gibi, adanın kaderini kendi başlarına tayin etme hakkı edinmesiydi.
Tesadüfe bakın siz ki, dünkü Filelefteros bir başka sütununda 15 Kasım 1964 tarihli nüshasının ön sayfasını yayınladı. Ön sayfadaki bir haberde şöyle yazıyor: “Çalışma Bakanı Tassos Papadopulos konuşmasında şöyle dedi: kendi kaderimizi tayin etme hakkına baştan sahibiz. Toprağımız Yunan toprağıdır ve burada ne bölünmeye ne de üslere yer vardır” dedi. Ve sonunda elimizde bölünme ve üsler, öyle kalakaldık.

Yorgos Kaskanis, Alpha TV Kanalı Haber Dairesi Müdürü,

"Bu zehir eski zehir"
Hayat beklemez dostum. Hayat akıp gidiyor. Her şeyi zamanında yaşama arzusuna sahip değilsen eğer, sonra peşinden koşmaya kalkma. Çünkü hiçbir şey eskisi gibi olmaz o zaman. Hiç kimse eski kimse olmaz. Bazı olaylar tekrarlansa da birbirlerine benzemiyorlardır aslında.

O zaman durum farklıydı. Onu yaşamak isteyenler için tabi. Dehşet, kin ve kolay “kimlik” satışlarıyla hayatta kalmayı başaran bir iktidarın komutlarına itaat etmeyenler için. İnsanlar farklıydı. İçleri neşe, iyimserlik ve yarınlara dair tutkuyla dolup taşıyordu. Karşılarında durup parmak sallayan koca koca Bakanları hiçe sayıyordu. Havada asılı bir cümle… “Bir şeyler değişiyor, az kaldı”… Her yerde egemen bu cümle her hoş geldinizin peşinden duyulan “siz evlerinize gelin biz de kendi evlerimize dönelim” lafıyla bir perspektife dönüşüyordu. Çünkü herkesin evi ayrı özeldir. Hangi dili konuşsa hangi Tanrıya inansa da.

O gün bizi yönetenler bu yaşananlardan hoşlanmamıştı pek. Toplumun insiyatiflerine pek tahammülleri yoktu. “Karşına çıkan sokak ortasında politika yapacak değil ya!” Doğru, öyledir. Politikayı profesyoneller yapar. Kapalı kapılar ardında. Ve böylece zehir akıtılmaya başlandı. “Hainler”! “Atillalarla, tecavüzcüler ve katillerle bir araya geliyorlar”… Yurdun öteki yarısı karanlıkta, bir bilinmezlik bulutunun ardında, unutulmuşlukta kalmalıydı. Öyle ya, ya idare, tırnak içerisinde, liderlerin elinden kayarsa? Ya insanlar aralarında tanışıp sohbet etmeye başlarsa, onlarca yıldır kendilerinden gizlenenleri öğrenirse?

Zehir ta o zamandan akıtılmaya başlanmıştı. Zehre yakalananlarsa ne kaçabildiler ondan ne de istediler kaçmayı.

Hayat beklemez dostum. Çünkü her şey değişiyor. Tıpkı daha dün iki barikatın daha açıldığı, ama artık, duvarda açılan deliklerin perspektif ve umut yarattığına inananların sayıca azaldığı gibi. O beş yılda akan zehirden ölmedik. Ama genetiğimizle öylesine oynadı ki yolların kapalı olmasını, öteki yarımızla bir ara gelmemeyi, bir zamanlar lanetlediğimiz o durumda olmayı tercih eder olduk. Ve bize yurtseverlik adı altında servis edilen her şeyi. İşte döngüsünü tamamlamış ve başladığı noktaya geri dönmüş bir sürecin acınası sonu. Türkiye’yi adaya getiren sözde yurtseverliğin, canını dişine takarak, onu burada tutmaya çalıştığı noktaya…



Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:34

Son Haberler

15 Mayıs
Frenaros: Bir arsada park halinde bulunan 6 araç dün gece alev aldı.
14:39
Limasol’da Avcılık ve Yaban Hayatı Dairesi’ne bağlı bir araç, dün gece alev aldı.
14:37
Bugün 50-54 yaş arası kişilere, aşı randevusu almaları için yeni bir fırsat veriliyor.
14:36
Gazze Şeridi, İsrail ve Batı Şeria'daki şiddet olayları 6'ıncı gününde devam ederken ölü sayısı artıyor.
14:34
Epidemiyolojik tablodaki iyileşmenin sonucu olarak, kısıtlayıcı önlemlerde gevşetmeler yapılıyor.
14:33
Son 24 saatte 4 kişi koronavirüsten dolayı hayatını kaybetti
12:16
14 Mayıs
Kiprianu: Müzakerelerin yeniden başlaması için Cumhrubaşkanı'nın inisiyatif üstlenmesi gerek.
17:10
DİSİ başkanı, oy pusulasında görünecek parti adı konusunda sorun yaşayan Kiprianu'ya sert eleştiriler yöneltti.
17:01
Hükümet Sözcüsü: İstatistikler, muhalefetin sıfırla çarpa politikasına belgelerle cevap veriyor.
16:59
İsrailliler ve Filistinliler arasında savaş olasılığı artık daha yakın görünüyor.
16:57
Kıbrıslı Rum gazetecilerden makaleler 14.05.21
14:07
basın özetleri 14.05.21
14:03
Tüm haberler

Video on Demand