22.10.18 K/R köşe yazarlarından


Merhaba sevgili dinleyenler, Kıbrıslı Rum Köşe Yazarlarından köşemizde yeniden sizlerle birlikteyiz. İlgiyle dinlemeniz dileğiyle diyelim ve makalelelerimize başlayalım.
AKEL Girne İlçe Sekreteri Stefanos Stefanu’nun, BM Genel Sekreteri Antonio Guteres, raporunu Güvenlik Konseyine sunmadan önce kaleme aldığı ve Politis gazetesinde geçen Cuma yayınlanmış olan bir yazısını sizinle paylaşmayı yararlı gördük sevgili dinleyenler.
Cumhurbaşkanı ne istediğini biliyor mu?

Cumhurbaşkanının «desantralize” federasyon düşüncesini, ortaya atmasına neden olan sebep ve niyetlerden bağımsız olarak, öncelikle bu düşüncenin kendiliğinden yanlış ve riskli olduğunu söylemek lazım.
Neden mi?
Çünkü Kıbrıs Rum tarafı olarak önümüze koyduğumuz ve Cumhurbaşkanının da defalarca belirtmiş olduğu “müzakerelerin BM Genel Sekreterinin belirlediği biçimde yeniden başlaması” olan hedefe zıttır ve bu fikrin altını oyuyor.
Sayın Guteres ne diyor? “Müzakerelere kalındığı noktadan devam edilecek, sağlanan fikir yakınlaşmaları aynen korunacak, onun sonuç raporu temelinde ve Kran Montana tipi süreç temelinde müzakere edilecek.”
Dolayısıyla Kıbrıs Rum tarafı, merkezi hükümetin yetkileri konusunda yeni bir tartışma açarsa, nesnel olarak Genel Sekreterin ve görüşlerinin karşısında yer alıyor olacak.
Eğer Yetkiler konusunda tartışma başlatırsak, üzerinde anlaşmaya varılmış olan ve dolayısıyla kapanan konuları yeniden açıyoruz demektir. Genel Sekreter, bizden, üzerinde anlaşmaya varılmış olan konuların aynen korunmasını ve müzakerelerin kaldığı yerden, kendi çizdiği, ve yetkiler konusunun dahil olmadığı, çerçeve temelinde devam etmesini isterken, niyetimizi nasıl yorumlar acaba? Müzakerelerin yeniden başlamasına ilişkin Genel Sekreterin tereddütleri olduğu yetmezmiş gibi, biz gelip durumu daha da mı olumsuz hale getireceğiz?
Guteres sonunda neye karar verecek, bilmiyoruz. Eğer sonunda müzakerelerin başlatılması konusunda yeni bir insiyatif üstlenmemeye karar verirse, Kırıs Rum tarafı iki riskle karşı karşıya kalacak: Ya çıkmaz devam edecek, ki bu durumda hiçbir şey tartışamayağız,/ ya da Genel Sekreter müzakereleri tamamen durdurup taraflara sorumluluklarını yükleyecek. Böyle bir durumda tarafımıza, sürecin başarısızlığına ilişkin sorumluluklar yüklenecek kanaatindeyim.
Ayrıca konunun bir de “izlenimler” tarafı var. Sahi, ikide bir farklı görüşler ortaya koyuyorsak ve durup dururken yeni meseleler açıyorsak, Genel Sekreterin ve genelde uluslararası tolumun gözünde nasıl bir izlenim yaratıyoruz? Cumhurbaşkanı müzakerelerde önce merkezi hükümetin yetkilerini artırıp, şimdi azaltılmasını isterken nasıl bir izlenim yaratıyor? Uluslararası faktör ne istediğimizi bilmediğimizi düşünmeyecek mi? Hele hele iyi niyetli olmayanları/ Rum tarafı süreci geciktirmeye çalışıyor diye düşünmekte hiç zorlanmayacak.
Öze gelelim: “Desantralize” ya da “gevşek” federasyon pek bir şey ifade etmiyor. Federasyonun değerlendirilmesi için, öncelikle, yetkiler meselesinin hem nitelik hem nicelik bakımından tartışılması gerekiyor. İşte Cumhurbaşkanı bu yüzden somut olarak bazı noktaları belirlemelidir: Üzerinde anlaşmaya varılan yetkilerden hangilerini istemeyip bölgelere devretmek istiyor? Ona göre hangi yetkiler potansiyel olarak çatışma ve sorun kaynağıdır iki toplum arasında?
Benzeri bir tartışma 2012’de Ulusal Konseyde yine olmuştu. Sayın Anastasiadis o zaman gevşek federasyon konusunu gündeme getirmişti ve üzerinde anlaşmaya varılmış olan yetkilerin çok olduğunu savunmuştu. O zaman, doğaldır, Sayın Anastasiadis’e hangi yetkilerin bölgelere bırakılması gerektiğine inandığı sorulmuştu. Yanıtlarını hâlâ bekliyoruz
Şimdi Cumhurbaşkanından, üzerinde anlaşmaya varılmış yetkiler konusunda ne yapacağını açıklamasını bekliyoruz. Cumhurbaşkanı düşüncelerini açıkladığında o zaman biz de Cumhurbaşkanının federasyondan mı yoksa başka bir şeyden mi söz ettiğini anlamış oluruz.
“Desantralize” federasyon konusunda başlatılan tartışma pek çok sorunun doğmasına yol açtı. Bu sorulara cevap vermesi gereken kişi Kıbrıs sorununun idaresini elinde bulunduran Cumhurbaşkanının kendisidir.
Ama onun bu konuyu gündeme getirmiş olması, bizde, gerek çözüm perspektifi gerekse de çözümün niteliğine yönelik endişelere yol açıyor.
Kısa bir müzik molasından hemen sonra köşe yazılarımıza devam edeceğiz sevgili dinleyenler.

Geçen hafta Politis gazetesinde yayınlanan, hümorist bir anlayışla kaleme alınmış Katya Savva imzalı yazıyla devam ediyoruz sevgili dinleyenler.
– Gevşek beze olur mu?
Yumurta akıyla şeker... Gerektiği gibi çırpıldığında puf puf bir bezeye dönüşecek iki malzeme. İster sade yiyelim, ister lemon pie’la, beze öncelikle tok olmalı, dağılmamalıdır. Yoksa beze olmaz zaten. Belki krema, belki koyu içecek denilebilir belki ama beze olmaz. Bu arada, bezeyi katılaştırmak için sirke ya da kornflauer eklemek isteyenler çıkabilir, bu da onların bileceği iş. Kimileriyse, -en azından okuduğum tariflerde rastlıyorum- bezeye tuz ve vanilya ekliyorlar. Ama her halükarda ana malzemeler değişmiyor. Ve sonuç da her halükarda aynı olmalı. Beze bezedir sonuçta.
Daha iyi anlatabilmek için şöyle söyliim… Son günlerdeki gelişmeleri hiçbir şey anlamadan açık ağızla izleyen yurttaşlarımızın da anlayabilmesi için bir metafor daha kullanmak lazım; Tıpkı iki toplumlu iki bölgeli federasyon gibidir beze.
İki bölgeli iki toplumlu federasyonun ana malzemeleri, devletçiklerin hükümetleri ile merkezi hükümetten oluşuyor. İki bölge, iki toplum bir de merkezi devlet. Zemin budur ve yıllardır tartıştığımız konu da budur. Müzakerelerde, daha iyi sonuç ve istikrar sağlamak için kornflauer, tuz, ve vanilya gibi eklemelerin yapılması tartışma konusu oluyorsa eğer, bu da tarafların bileceği iş tabi. Ama ana malzemelerden bazıları çıkarılacak olursa ya da daha da kötüsü yumurta sarısı gibi eklemeler olursa, o zaman, bitti, şu ana kadar ne yaptıysak bozduk demektir. Çünkü burada zeminde bir değişiklikten söz ediyoruz, dolayısıyla da başka bir karışım yapıyor oluruz.
En nihayetinde aşçının niyeti terbiyeli tavuk çorbası yapmak da olabilir… Bu durumda bunu önersin. Ama sanmayın ki çorbanın riski yok. Yani büyük bir özen ve dikkatle yapılmadığı takdirde terbiye de kesebilir.
Sonuç olarak nereye geliyoruz?; eğer beze yapmayı bilmiyorsan ya da niyetin beze yapmak değilse çıkar önlüğünü as duvara. Yok, eğer siparişi değiştirmekse niyet, sipariş tarifinin de yer aldığı menüyü ver müşteriye, o seçsin. En nihayet ne sipariş ettiğini de bunun ona neye mal olacağını da bilsin. Beze mi yapacak, terbiyeli tavuk çorbası mı, kebap mı ya da ekmek kadayıf mı? Malzemeler ancak ve ancak bu bilindikten sonra karıştırılmaya başlansın.
Dipnot: Okuduğunuz makale, biz BM tarafından hazırlanan yeni çabanın tanıkları oluncaya dek, fikir gıdası mahiyetindendir.
ARA MÜZİK
Sevgili dinleyenler geçen haftanın, K/Rum tarafında konuşulan konularından biri, -Kıbrıs sorunu tartışmalarındaki gelişmelerin yanı sıra tabi- Avrupa Birliği Komisyonunun AB ülkelerinin eğitim sistemlerine ilişkin raporunun yarattığı tartışmaydı. Malüm öğretmenler camiasıyla Hükümet ve Eğitim Bakanlığı arasındaki anlaşmazlıklar birkaç aydır devam ederken, taraflar hâlâ ortak bir noktada buluşamadı, hatta toplum da bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Politis gazetesinde geçen hafta, gazetenin Komisyonun raporu vesilesiyle bu konudaki görüşlerini yansıtan imzasız bir köşe yazısında bu konu ele alındı. Politis’in görüşleriyle hemfikir olsak da olmasak da konuyu iyi bir noktadan yakaladığını inkar edemeyiz sanırım.
Makalenin başlığı “Avrupa’da sonuncu sıradayız”…
Eğitimimizin düzeyine ilişkin en yetkin veriler de geldi işte. Bütün yaz boyunca eğitimde gidişatın pek de iyi olmadığını duyduk durduk. Ama öğretim sendikaları ve uyduları bir hengame kopardı ki sormayın.
Genel kanı haline dönüşen bu gerçeklik, şimdi yetkili komiser Tiber Navrasiç’in Brüksel’e sunduğu raporda AB Komisyonu’nca da resmen doğrulanıyor. 2016 yılında Kıbrıs, eğitim alanında tüm diğer Avrupa ülkeleri arasında en büyük harcamaları yaptığı halde eğitim sistemi başarı sıçraması yapacağına, veriler gösteriyor ki verimi ve sonuç vericiliği en düşük olan eğitim sistemlerinden biri.
Eğitimden sorumlu AB komiseri Navrasiç Kıbrıs’ta devlet eğitim sisteminin bütçesi en yüksek bütçelerden olduğu halde düşük verim ve düşük sonuç vericilik devam ediyor” dedi.
Rapora göre, 2016’da eğitim için yapılan devlet harcamaları gayrı safi milli hasılanın yüzde 6’sını oluşturuyordu. Bu rakam ise %4,7 olan AB üyesi ülkeleri ortalamasının çok üzerinde. Kıbrıs’ın toplam devlet harcamalarının ise yüzde 15,6’sını oluşturuyor, ki bu rakam da AB ülkeleri arasında eğitime en büyük parayı harcayan ülkenin Kıbrıs olduğunu gösteriyor.
Birileri sözü edilen rakamlara dayalı verilere argümanlarla cevap vermek zorunda. Popülizme kaçmadan, sloganlara başvurmadan eğitim sorunumuzun özü tartışılmalıdır. Ve eğitim sorunumuzun özü AB’nin saptamalarından başkası değil.
Komisyon raporunun bir başka tespiti de şu ki; Üniversite eğitimi alan öğrencilerimizin sayısı toplumda oldukça yüksek olduğu halde, onlar arasında Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik mezunlarının sayısı oldukça az. Bu, araştırma ve bilime ilişkin konularda sürekliliği olan hasıraltı bir karşıtlıktan başka bir anlam ifade ediyor olabilir mi?
Yetişkinlerin eğitimine gelince… Raporda bu konuda çabalar kaydedildiği halde, kendi meslek alanında eğitim düzeyi düşük olup bu konuda eğitim alan kişilerin oranının düşük olması, sorun olmaya devam ediyor. Özellikle de nüfusun yaşlanmasının neden olduğu azalma yüzünden.
Bana kalırsa sorunların en büyüğü bu. Bu, uzun erimli perspektifleri olan bir eğitimle alakası olan kişileri, ciddi biçimde düşündürmelidir. Çünkü bu ülkede yapılan şey, eğitimde geleceğe bakan perspektifler yaratmak değil, bizi Avrupa’nın en düşük seviyelerine düşürmüş olanların elindeki kazanımlarının muhafaza edilmesine yönelik perspektifler çizmektir.
ARA MÜZİK

K/Rum toplumunda hâlâ tartışılmakta olan bir başka konu da Kıbrıs Radyo Televizyon Yüksek Kurulunun Politis gazetesi yazarlarından Kostas Konstandinu’ya başlattığı savaş ve dolayısıyla ifade özgürlüğü tartışmaları sevgili dinleyenler. Filelefteros gazetesinden Stavros Hristodulu’nun ilgili yazısına bir göz atalım birlikte.

“En nihayet kes sesini de ortodoks olsun olmasın halkın canını sıkıp, onu günaha sokmaya artık bir son ver. İsa’yı da Kiliseyi de rahat bırak, içindeki kötülüğü dışa vurmak için onları kullanıp durma.” Peder Neofitos’un sözleriyle başlıyorum bu yazıya. Çünkü Kalavrita Metropoliti, öyle görünüyor ki, sonunda bizim Peder Neofitos’u da çileden çıkarmayı başardı.
Öncelikle size şunu hatırlatmakla başlayayım ki, Kalavrita Metropoliti Amvrosios’un geçmişi karanlık. Ta Yunan Cuntası zamanında Cuntanın dini jandarmasında görev yaptığı dönemlerden beri. Cuntaya methiyeler yağdırdı ve ortaya çıkarılan işkencelerin yalan olduğunu savundu. Hatta işkence kurbanlarından “başkomünistler” ve “iftiracılar” sıfatlarıyla söz etti. Daha sonra hoşgörüsüz, yobaz bir başpapaza dönüştü. Hatta Yunanistan Başpiskoposu Serafim’e “kim önce doğdu? Şeytan mı sen mi bilmiyorum” dedirtecek kadar. Metropolit Amvrosios Fanatik bir Hrisi Avgi hayranı. Homoseksüellerle ilgili bir davada mahkemede homoseksüeller “suratlarına tükürmek yapabileceğimizin en azıdır” diyerek Hrisi Avgi taraftarlarınca büyük alkışlarla ödüllendirildi. Ama o kadarıyla da kalmadı şöyle devam etti: Silahım olsaydı ve yasalar izin verseydi eğer, yemin ederim ki kullanırdım ve bu işi temizlerdim”. Arkasından şu inanılmaz cümleyi de kurdu hatta: “Naziler de benzeri cümleler kuruyorduysa eğer, helal olsun doğrusu.”
İşte inanılmaz Amvrosios bu. Halkı tahrik etmek için fırsat kaçırmıyor. Atina’nın dışındaki Mati yangınında onlarca ölenin günahını Tsipras’ın sırtına yüklediği gibi. “Dinsizliğiyle Tanrı’yı tahrik ediyor” demiş ve tepki tsunamisine neden olmuştu.
Politis gazetesinden Meslektaşımız Kostas Konstandinu da olayı her zamanki gibi keskin bir dille kınamıştı. Kıbrıs Radyo Televizyon Üst Kurulunun kendiliğinden tepkilerini hesaba katmadan. Kıbrıs Radyo Televizyon Üst Kurulu RTÜK, Gazeteciyi alelacele tenkit ettikten sonra, aleyhine gelişen tepkilerin ardından, kendini mahkeme ilan edip konuyu ele aldı! Bakın yetkin ve deneyimli hukukçumuz Mihalis Papapetru bu konuda ne diyor. Görüşü çok net: RTÜK bir disiplin kurulundan başka bir şey değildir. Göründüğü kadarıyla da işini yapmaktan aciz bir kurul. Toplumdan ve AB ilkelerinden tamamen kopuk, Cuntanın, ister cüppeli olsun ister cüppesiz organlarının savunucularına dönüşen kurumlara sahip, bizimki gibi ülkenin vay haline! Davranışlarının sonuçlarının bilincine varıp varmadıklarından bağımsız söylüyorum bunu…”
Muhtemelen Radyo Televizyon Üst Kurulu kopan tantanadan korktu -bu arada bazı partiler, Gazeteciler Birliği ve gazeteciler acımasızca görüş belirtmişti- ve mahkemeymişçesine hareket etmeye başladı. Hatta meselenin özünü anlamadan. Bu kadar tepkinin asıl nedeninin/ bir gazetecinin peşine düşülmesinden çok ifade özgürlüğü kısıtlanması olduğunu. Konuyu AB Komisyonuna taşıyan Kıbrıslı Avrupa Parlamenteri Takis Haciyeoryiu’nun sözleri işin bütün özünü veriyordu. Takis Haciyeoryiu “Gazetecilerin ya farklı görüşler ortaya koydukları ya da “alışılagelmiş” görüş ve “normlara” karşı çıktıkları için peşine düşülmesi en azından kabul edilemezdir. Özellikle de bir AB üyesi ülkede yaşanıyorsa ve birliğin temelini hukuk devleti ve ifade özgürlüğünün korunması oluşturuyorsa”.
İşte bu nedenle bu durumun protesto edilmesi şarttır, zira yarın öbür gün, her birimiz, bu tür zihniyet ve uygulamaların kurbanı olabiliriz. Bu tür uygulamalara tepki koymak hepimizin borcudur, zira bu tepki, bayağılığa ve nefret retoriğine tepkidir. RTÜK’e gelince, Averof Neofitu’nun çok başarılı twiti sanırım onlara verilecek en uygun cevaptır: “Birazcık tevazudan kimseye zarar gelmedi bugüne kadar. Utanmasalar, ifade özgürlüğümüzü savcılık emriyle yasaklamaya kalkışır bunlar yakında!”


Ve son köşe yazımız da Politis gazetesinden… Gazeteci ve Politis’in köşe yazarlarından Marina Kumasta’nın İnsandan İnsana başlıklı samimi ve sempatik bir makaleyle beraberliğimize son vereceğiz sevgili dinleyenler. Yazıyı okuyoruz.
Şahsen, hayırseverlik sözcüğü beni rahatsız ediyor. Çünkü insan sevgisi acımaya değil uluslararası antlaşmalar ve yasaların belirlediği insan haklarına dayandırılmalıdır. İnsanlık onurunu zedelemeden ve riyakarlıklara yer vermeden. Mütevazice, sessizce, göze çarpmadan. Kıbrıs’ın hayırsever star sistemi her fırsatta poz vererek “görünüş sergiliyor” ve “ne olduğu” konusunda ikna etmeye çalışıyor. Şahsen hayırsever amaçlarla yapılan onca şatafatlı faaliyet de, hayırsever faaliyetlerde/ ben de varım demek ve kabarık banka hesabından, kendisiyle aynı toplumda yaşayan yoksul insanlara bir sadaka vermek için boynunda pahalı kolyesiyle koşturan kokoşlar da beni çok rahatsız ediyor.
Ama öte yandan “sıradan insanların” “yardımseverliği” beni hep etkilemiştir. Çeşit çeşit derneklerin düzenlediği kermeslerdeki tezgahların arkasına geçen, piyango ve çekiliş kuponları satmak için yollara düşen (bu insanlar bu işi yapabilmek için yevmiyesinden de oluyor kimi zaman) ihtiyaç sahibi insanlarımıza destek çıkmaya çalışan insanlar beni hep etkilemiştir. Gazete ve televizyonlarda onlara yer verilmez, onlar katıksız bir sevgiyle insana yardım etmeye çalışırlar. Biri herkes için, herkes bir içindir mantığıyla. Ve insan ilişkileri böylelikle güç kazanıyor. Eller birleşiyor ve öncelikli hedefi insan haklarının tanınması olan bir zincir oluşturuyor. Çünkü aslolan budur. Hiçbir hayırsever etkinlik insan haklarını ne tanır ne de benimser. Bırakın onu, saygı bile duymaz. Şov yapmak, dayanışmanın sivil toplumda yaratabileceği yararların ve derin ve özlü kavramının yerini alamaz. Allahtan dayanışmaya katkı yapan onca hareket, dernek, örgüt var. Hedefleri net: İnsandan insana katkı. Kökleri derin altrüistik duygular kaynaklı bir katkıdır bu.
ARA MÜZİK
Evet sevgili dinleyenler, böylelikle K/Rum Köşe Yazarlarından köşemizin de sonuna geldik. Saat 12.30’da Basın özetlerimizde yeniden birlikte oluncaya dek hoşçakalın.

Τελευταία Ενημέρωση: 05 Şubat 2021 - 13:33

Son Haberler

07 Mayıs
Cumhurbaşkanı Anastasiadis Avrupalı mevkidaşlarını Cenevre hakkında bilgilendirecek
09:12
Aşı portalı 35 ve 36 yaşlarındaki kişiler için sabah açıldı
09:11
Sağlık Bakanlığı coronapass'a nerede ihtiyaç duyulacağına yönelik açıklama yaptı
09:09
Dün 1 can kaybı ve 460 yeni vaka kaydedildi
09:07
06 Mayıs
Sağlık Bakanı, Haziran sonuna kadar Kıbrıs’ın pandemi öncesi duruma döneceğine yönelik inancını ifade etti.
16:50
Maliye Bakanı: AB’nin kalkınma fonu, önümüzdeki 5-6 yıl ekonomik karşı saldırının ana silahı olacak.
16:48
Pazartesi’nden itibaren Kıbrıs genel kapanmadan çıkıyor.
14:28
Pazartesi günü okullar yeniden açılıyor.
14:27
Panayotopulu: Avrupa İlaç Ajansı’ndan onay alırsa, Pfizer aşısının Kıbrıs’ta da 12-15 yaş arası çocuklar için kullanılabilir
14:26
Cumhurbaşkanı bugün Porto’ya gidiyor.
14:25
Son 24 saatte 1 kişi koronavirüs dolayısıyla hayatını kaybetti ve 562 yeni vaka saptandı.
14:19
basın özetleri 06.05.21
13:52
Tüm haberler

Video on Demand